Deniz ŞENVAR PEKİN Avukat / Yönetici Ortak
Hakan GÜNDEŞ Kıdemli Avukat
[email protected]
24 Eylül 2026
A-
A+
Kararın Konusu ve Sonucu
Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026 tarihli ve E. 2024/187, K. 2026/42 sayılı kararıyla (“Karar”), aracı hizmet sağlayıcılarının tüketici sözleşmelerinden doğan sorumluluğunu sınırlayan iki hükmü incelemiştir. Başvuru, elektronik ticaret yoluyla satın alınan ayıplı mal nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazmini istemiyle açılan bir tüketici davasından kaynaklanmıştır.
Anayasa Mahkemesi çoğunluğu;
“tüketici sözleşmeleri” yönünden, Anayasa’nın 5., 35. ve 172. maddeleri kapsamında Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. İptal hükümlerinin, Karar’ın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Karar, 02.06.2026 tarihli ve 33268 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığından, iptal hükümlerinin yürürlük tarihi 02.03.2027 olacaktır.
Bu noktada özellikle belirtmek gerekir ki; TKHK m. 48/6-d bakımından iptal sonucu, ayıplı hizmete ilişkin TKHK m. 15’i kapsamamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bakılmakta olan davanın ayıplı mala ilişkin olması nedeniyle, TKHK m. 15’in uygulanacak kural niteliğinde olmadığı sonucuna varmış ve esas incelemeyi yalnızca “...ile 11 inci...[3]” ibaresiyle sınırlı olarak yapmıştır.
Çoğunluk Görüşünün Özeti
Anayasa Mahkemesi çoğunluğu, meseleyi esasen tüketicinin korunması, mülkiyet hakkı ve devletin pozitif yükümlülükleri ekseninde değerlendirilmiştir. Karar’da, elektronik ticaret ortamında sunulan mal veya hizmetin hukuka aykırı ya da ayıplı olmasının tüketicinin malvarlığı üzerinde değer kaybına yol açabileceği, bu nedenle tüketicinin mülkiyet hakkının korunmasının gündeme geldiği kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, aracı hizmet sağlayıcıların günümüz elektronik ticaret ekosisteminde her durumda yalnızca teknik ve pasif bir ara katman olarak faaliyet göstermediğini vurgulamıştır. Buna göre aracı hizmet sağlayıcılar, kimi durumlarda yalnızca alıcı ile satıcı veya sağlayıcının uzaktan iletişim kurmasını sağlayan pasif bir altyapı sağlayıcısı konumundayken, kimi durumlarda ise aracılık ettikleri iktisadi faaliyetin içine daha yoğun biçimde dahil olmakta; mal veya hizmet hakkında bilgi sahibi olabilmekte, satıcıların niteliklerini belirleyebilmekte ve sunulan mal veya hizmet üzerinde belirli ölçüde kontrol kurabilmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu ikinci kategorideki platformları “aktif aracı hizmet sağlayıcı” olarak nitelendirmektedir. (AYM, E.2024/187, K.2026/42, §§ 40-42).
Aktif aracı hizmet sağlayıcı ile pasif aracı hizmet sağlayıcı arasındaki bu ayrım, Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkı ve tüketicinin korunması bakımından yaptığı menfaat dengelemesinde belirleyici rol oynamıştır. Zira pasif aracı modelinde aracı hizmet sağlayıcının, verileri teknik, otomatik ve tarafsız biçimde işleyerek hizmet sunduğu ölçüde içerikten ve içerikle bağlantılı hukuka aykırılıklardan sorumlu tutulmaması daha anlaşılabilirken; aktif aracı modelinde platform, işlem mimarisini kurgulayan, satıcı davranışlarını yönlendiren ve tüketicide güven oluşturan fonksiyonlarıyla artık yalnızca dışsal ve nötr bir teknik aracı olarak değerlendirilmemektedir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, karşılaştırmalı hukukta “güvenli liman [4]” yaklaşımının da ilke olarak pasif aracı hizmet sağlayıcılar bakımından kabul edildiğini; aracılık faaliyetinde aktif rol alan platformların ise bu tür bir sorumsuzluk rejiminden aynı ölçüde yararlanmadığını belirtmiştir. Avrupa Birliği hukukunda da 2000/31/EC sayılı Elektronik Ticaret Direktifi’nin (“Direktif”) 42 numaralı gerekçesi, Direktif’in 12 ila 14. maddelerinde düzenlenen sorumluluk muafiyetlerinin uygulanmasına ilişkin yorum çerçevesini ortaya koymakta; bu muafiyetlerin, aracı hizmet sağlayıcının faaliyetinin salt teknik, otomatik ve pasif nitelikte olduğu ve sağlayıcının iletilen veya depolanan bilgi üzerinde bilgi veya kontrol sahibi olmadığı hallerde uygulanabileceğini belirtmektedir. Dijital Hizmetler Tüzüğü de aracı hizmet sağlayıcıların sorumluluk rejimini benzer bir sistematik içinde düzenlemektedir.
Bu çerçevede çoğunluk, tüketicinin korunmasına ilişkin anayasal yükümlülük ile aracı hizmet sağlayıcının mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin tüketici aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşmıştır.
Bununla birlikte, Karar’ın gerekçesinde pasif ve aktif aracı hizmet sağlayıcılar arasında bir ayrım yapılmış olması, iptal hükmünün sonuçlarının yalnızca aktif aracı hizmet sağlayıcılarla sınırlı olduğu anlamına da gelmemektedir. İptal edilen düzenlemenin kapsamı ve iptal hükmünün objektif etkisi dikkate alındığında, iptal kararı pasif veya aktif nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın tüm aracı hizmet sağlayıcılar bakımından uygulanacaktır. Dolayısıyla TKHK m. 11’de öngörülen şartların oluşması halinde tüketiciler, ayıplı maldan doğan seçimlik haklarını pasif aracı hizmet sağlayıcılara karşı da ileri sürebilecektir. Başka bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçede yaptığı pasif - aktif ayrımı, iptal hükmünün kapsamını daraltan ve tüketicinin seçimlik haklarını yalnızca aktif aracı hizmet sağlayıcılara karşı kullanabilmesine imkan veren bir sınırlama olarak yorumlanabilmesi mümkün değildir.
Karşı Oy
Karar’da Anayasa Mahkemesi üyesi Ömer Çınar tarafından kaleme alınan karşı oy, tüketicinin mevcut hukuk düzeni içinde bütünüyle korumasız bırakılmadığı görüşüne dayanmaktadır. Karşı oya göre, TKHK m. 48/6[5], aracı hizmet sağlayıcıyı halihazırda birçok konuda sorumlu tutmaktadır. Bu kapsamda (i) ön bilgilendirmenin yapılması, teyidi ve ispatı; (ii) zorunlu ön bilgilendirme eksiklikleri; (iii) kayıtların tutulması; (iv) aracılık sözleşmesine aykırı uygulamalar; (v) teslim veya ifa ile cayma hakkına ilişkin yükümlülükler; (vi) satıcı veya sağlayıcı onayı olmaksızın düzenlenen kampanyalı, promosyonlu veya indirimli satışlardan doğan sorumluluk ile (viii) reklam ve ön bilgilendirme uyumu sayılabilir.
Karşı oyun önemli tespitlerinden biri, aracı hizmet sağlayıcının sorumlu tutulmadığı alanın esasen ayıplı mal bakımından tüketicinin TKHK m. 11, yine ayıplı hizmet bakımından da tüketicinin TKHK m. 15’te düzenlenen seçimlik haklarıyla sınırlı olduğudur. Ayıplı mal bakımından tüketici, seçimlik haklarını kural olarak satıcıya; ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değişim haklarını ise üretici veya ithalatçıya karşı da ileri sürebilmektedir. Diğer bir ifade ile malın ayıplı olması halinde tüketici; seçimlik haklarının tamamını satıcı ve sağlayıcıya, değişim ve onarım hakları açısından ise üretici ve ithalatçıya karşı da kullanabilmektedir.
Buna ek olarak TKHK m. 48/6/(d)’de, malın tesliminden ve cayma hakkının kullanılması halinde paranın iadesinden aracı hizmet sağlayıcılarının sorumlu olduğu belirtildiğinden satın alınan malda açık bir ayıbın olması veya cayma süresi zarfında ayıbın ortaya çıkması hallerinde, cayma hakkının kullanılması nedeniyle satım bedelinin iadesinden aracı hizmet sağlayıcılarının da sorumlu tutulduğuna vurgu yapılmıştır. Yine aracı hizmet sağlayıcısının reklam veya kampanya yaparak aktif olduğu hallerde satıcı ve sağlayıcının onayı yoksa bizatihi sorumlu tutulduğuna; yanı sıra ön bilgilendirmeye uygun olmayan reklamlardan da müteselsilen sorumlu tutulduğuna vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla karşı oya göre mevcut sistemin esasen tüketiciyi tamamen korumasız bırakmadığı sonucuna varılmıştır.
Anayasa Mahkemesi üyesi Ömer Çınar ayrıca, aracı hizmet sağlayıcının aktif rol üstlendiği belirli durumlarda yürürlükteki mevzuat kapsamında sorumluluğa gidilebildiğini; Yargıtay’ın da özellikle bilgilendirme eksiklikleri, bedelin tahsili veya somut olayda üstlenilen ek fonksiyonlar gibi hallerde aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğunu kabul ettiğini vurgulamaktadır (Yargıtay 13. HD, E.2017/5834, K.2018/12148; Yargıtay 11. HD, E.2022/3467, K.2022/6446).
Bu gerekçelerle karşı oy, çoğunluğun tüketicinin aracı hizmet sağlayıcıya karşı dava açmasının her durumda ve şartta imkansız hale geldiği yönündeki kabulünü isabetli bulmamaktadır.
DEĞERLENDİRMELERİMİZ
Güvenli liman ilkesi ve aracı hizmet sağlayıcı – sağlayıcı bakımından
Karar’da da yer verildiği gibi, karşılaştırmalı hukukta, aracı hizmet sağlayıcıların sorumluluğuna ilişkin temel yaklaşım, “güvenli liman” ilkesi etrafında şekillenmektedir. ETK’nın hazırlanmasında dikkate alınan Avrupa Birliği’nin 2000/31/EG sayılı Elektronik Ticaret Direktifi’nde, bilgi toplumu hizmet sağlayıcıların üçüncü kişiler tarafından sunulan içeriklerden belirli şartlar altında sorumlu tutulmayacağı kabul edilmiştir. Bununla birlikte Direktif’in (42) numaralı paragrafında bu muafiyetin yalnızca teknik, otomatik ve pasif nitelikteki faaliyetler bakımından uygulanabileceği belirtilmiştir. Benzer yaklaşım, 2022/2065 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü’nde de yer verilmiştir.
Kanaatimizce, aracı hizmet sağlayıcıların içerikten sorumlu tutulamayacağına ilişkin güvenli liman ilkesi, bu aktörlerin hiçbir yükümlülüğünün bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim TKHK ve ETK kapsamında aracı hizmet sağlayıcılara; hukuka aykırı içerikten haberdar olunması halinde içeriğin kaldırılması, kayıt tutma, tüketici başvurularını iletecek sistem kurma, ön bilgilendirme süreçlerine ilişkin yükümlülükler ve reklamların ön bilgilendirme ile uyumlu olmasından doğan sorumluluklar yüklemektedir.
Bununla birlikte, söz konusu yükümlükler ile satıcı veya sağlayıcıya özgü ayıptan sorumluluk rejiminin aracı hizmet sağlayıcıya aktarılması arasında niteliksel bir fark bulunmaktadır. Satıcı veya sağlayıcıya özgü ayıptan sorumluluk rejiminin aracı hizmet sağlayıcılara da yüklenecek olmasının, elektronik ticaret hukukunda “aracılık” kategorisinin sınırlarını belirsizleştireceğini ve ETK’nın aracı hizmet sağlayıcı ile hizmet sağlayıcı ayrımı üzerine kurulu sistematiğini tartışmaya açabileceğini değerlendiriyoruz.
Karar’ın iptal sonucuyla birlikte aracı hizmet sağlayıcıların sorumluluk riskinin genişlemesi, yalnızca tüketicinin zararının tazmini bakımından değil, elektronik ticaret müessesi içinde yer alan pazaryeri platformlarının sözleşmesel mimari, risk yönetimi, maliyet aktarımı ve rekabet düzeni bakımından da sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu kapsamda aracı hizmet sağlayıcıların satıcı kabul kriterlerini sıkılaştırması, satıcılardan teminat ve/veya garanti talep etmesi, uyum denetimlerinin artırması, ağırlaştırılmış fesih ve/veya cezai şart mekanizmaları öngörmesi ve platform içi erişim ile görünürlük koşullarını yeniden kurgulaması gündeme gelebilecektir.
Bu gelişmeler, özellikle küçük ve orta ölçekli satıcıların elektronik pazaryerlerine erişimini zorlaştırabilecek; sigorta, denetim, şikayet yönetimi ve uyuşmazlık çözüm mekanizmaları üzerinden artan maliyetlerin satıcılar ve nihayetinde de tüketici fiyatları üzerinde etkili olması sonucunu doğurabilecektir. Karşı oyun da vurguladığı üzere, tüketicinin korunması meşru ve anayasal bir amaç olmakla birlikte, bu amaç mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı işlemesi, rekabetin korunması ve elektronik ticaretin gelişimiyle birlikte dengelenmelidir.
Bu çerçevede, Karar sonrası dönemde tartışma yalnızca sorumluluğun kime yükleneceğiyle sınırlı kalmayacak, aynı zamanda bu sorumluluk rejiminin piyasa davranışlarını nasıl yeniden şekillendireceği, rekabeti daraltıp daraltmayacağı, ürün ve hizmet çeşitliliği üzerinde nasıl bir etki yaratacağı ve hibrit platform modellerini nasıl dönüştüreceği sorunları da önem kazanacaktır.
Yeni sorumluluk rejimi ihtiyacı
Kanaatimizce yapılacak yeni düzenlemede, aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğu, aracılık faaliyetinin niteliği ve işlem üzerindeki fiili kontrolüyle bağlantılı, öngörülebilir ve ölçülü bir esasa bağlanmalıdır. Bu kapsamda aracı hizmet sağlayıcının, satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil ettiği ve bu bedeli de uhdesinde tuttuğu süre ile sınırlı olarak sorumlu olduğu bir yapıda, tüketicinin ayıp nedeniyle sözleşmeden dönme hakkını kullanması sonucunda doğan bedel iadesi yükümlülüğünden aracı hizmet sağlayıcının da satıcı veya sağlayıcıyla birlikte sorumlu tutulması uygun olacaktır.
Buna karşılık aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğunun ücretsiz onarım, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya maldaki ayıp oranında bedel indirimi gibi, doğrudan malın üretimi, niteliği, stok durumu veya teknik özellikleriyle bağlantılı diğer seçimlik hakları kapsayacak şekilde genişletilmesi isabetli olmayacaktır. Zira aracı hizmet sağlayıcı, kural olarak satış sözleşmesinin tarafı olmadığı gibi malı üreten, ithal eden veya ayıbı giderebilecek teknik ve operasyonel imkanlara sahip olan taraf değildir. Bu yükümlülüklerin aracı hizmet sağlayıcıya yöneltilmesi, aracılık faaliyeti ile üstlenilen hukuki risk arasındaki bağlantıyı zayıflatacak ve platformu fiilen satıcının veya üreticinin garantörü haline getirebilecektir.
Önerilen modelde sorumluluğun doğması için, tüketicinin sözleşmeden dönme ve bedelin iadesi talebinin aracı hizmet sağlayıcıya ulaştığı anda satış bedelinin henüz satıcıya aktarılmamış olması esas alınmalıdır. Sorumluluğun tutarı da aracı hizmet sağlayıcının uhdesinde bulunan ve aktarımını durdurabildiği bedelle sınırlı olmalıdır. Böylece tüketicinin ödediği bedelin süratle geri alınması sağlanırken, aracı hizmet sağlayıcıya üzerinde artık herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmayan meblağlar bakımından ölçüsüz bir mali yük yüklenmesinin önüne geçilecektir. Mevcut düzenlemede de bedelin tahsil edilmesi ve satıcıya aktarılması, aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğunun belirlenmesinde kullanılan temel ölçütlerden biridir.
Öte yandan bu sınırlı sorumluluk rejimi, aracı hizmet sağlayıcının kendi fiilinden veya mevzuattan kaynaklanan diğer sorumluluklarını ortadan kaldırmamalıdır. Platformun yanıltıcı içerik oluşturması, satıcıdan bağımsız kampanya düzenlemesi, zorunlu bilgilendirmeleri eksik sunması veya tüketicinin başvurusunu satıcıya iletmemesi gibi kendisine isnat edilebilen davranışlar bakımından genel hükümler ve ilgili özel düzenlemeler uygulanmaya devam etmelidir. Böylelikle tüketicinin korunması ile aracı hizmet sağlayıcının mülkiyet hakkı ve ticari faaliyet özgürlüğü arasında, platformun işlem üzerindeki gerçek rolünü esas alan daha adil ve ölçülü bir denge kurulabilecektir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi çoğunluğunun tüketiciyi koruma amacını esas alan yaklaşımı anayasal düzlemde meşru bir temele dayanmaktadır. Bununla birlikte, güvenli liman ilkesinin, aracı hizmet sağlayıcı - hizmet sağlayıcı ayrımının ve elektronik ticaret ekosisteminin işleyişine ilişkin piyasa etkilerinin yeterince gözetilmemesi nedeniyle Karar’ın sistematik sonuçları tartışmaya açıktır.
Bu nedenle, iptal kararının yürürlüğe gireceği 02.03.2027 tarihine kadar yapılacak yasal düzenlemede, aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğu, aracılık faaliyetinin niteliği ve işlem üzerindeki fiili kontrolüyle bağlantılı, öngörülebilir ve ölçülü bir esasa bağlanmalıdır. Böyle bir düzenleme, tüketicinin korunması ile elektronik ticaret piyasasının sağlıklı ve rekabetçi işleyişi arasında daha dengeli bir çözüm sağlayacaktır.
Karar için tıklayınız;
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260602-4.pdf
[1] TKHK m. 48/6-d: (6) Aracı hizmet sağlayıcısı olarak faaliyet gösterenler aracılık ettikleri mesafeli sözleşmelere ilişkin olarak;
…
(d) Satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil etmesi hâlinde, mal veya hizmetin tüketiciye teslim veya ifası sonrası bedelin satıcıya veya sağlayıcıya aktarıldığı durumlar ile 11 inci ve 15 inci maddelerde yer alan hakların kullanımı hariç olmak üzere teslim veya ifa ile cayma hakkına ilişkin yükümlülüklerden satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen
sorumludur.
[2] ETK m. 9/1: Diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, aracı hizmet sağlayıcı, hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan sorumlu değildir.
[3] TKHK m. 11/1: Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici;
a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,
c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme,
seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.
[4] Güvenli liman ilkesi, elektronik ortamda üçüncü kişilerin içerik veya faaliyetlerine aracılık eden hizmet sağlayıcıların, aracılık rollerinin teknik ve tarafsız kalması ve mevzuatta öngörülen bilgi sahibi olmama, hukuka aykırılığı öğrendiğinde müdahale etme gibi koşulları yerine getirmeleri kaydıyla, söz konusu üçüncü kişi içeriği veya faaliyetinden kaynaklanan hukuki sorumluluktan korunmasını sağlayan koşullu sorumsuzluk rejimidir.
[5] TKHK m. 48/(6): Aracı hizmet sağlayıcısı olarak faaliyet gösterenler aracılık ettikleri mesafeli sözleşmelere ilişkin olarak;
a) Tüketiciye ön bilgilendirmenin yapılmasından, teyidinden ve ispatından satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen,
b) Veri girişinin satıcı veya sağlayıcı tarafından yapıldığı durumlar hariç olmak üzere, yönetmelikle belirlenen ön bilgilendirmede bulunması zorunlu hususlardaki eksikliklerden,
c) Bu maddede yer alan hususlardan dolayı tüketicilerin satıcı veya sağlayıcılar ile yaptıkları işlemlere ilişkin kayıtların tutulmasından ve istenilmesi hâlinde bu bilgilerin ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile tüketicilere verilmesinden,
ç) Satıcı veya sağlayıcı ile yaptıkları aracılık hizmetine ilişkin sözleşmeye aykırı uygulamaları nedeniyle satıcı ve sağlayıcıların bu madde hükümlerine aykırı davranmasına sebep oldukları her bir işlemden,
d) Satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil etmesi hâlinde, mal veya hizmetin tüketiciye teslim veya ifası sonrası bedelin satıcıya veya sağlayıcıya aktarıldığı durumlar ile 11 inci ve 15 inci maddelerde yer alan hakların kullanımı hariç olmak üzere teslim veya ifa ile cayma hakkına ilişkin yükümlülüklerden satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen,
e) Satıcı veya sağlayıcı onayı olmaksızın düzenledikleri kampanyalı, promosyonlu veya indirimli satışlarda, sözleşmenin hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesinden,
f) Ön bilgilendirmede yer alan hususlar ile reklamlarında yer alan bilgilerin uyumlu olmasından ve ispatından,
Yayınlara dön