A-

A+

TMSF Tarafından El Konulan Şirketlerde İşçilik Alacaklarının Akıbeti

*(İşbu yazı, yazı dizimizin ilki olup; aynı konu ayrıca “ii) Konkordato İlan Eden Şirketler” yanı sıra “iii) İflas Eden/İflas Süreci Tamamlanan Şirketler” açısından da ayrıca farklı yazılarda değerlendirilecektir)

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (“TMSF”) tarafından el konulan şirketlerdeki çalışanların hakları genellikle karmaşık ve merak uyandırıcı bir konudur. Aşağıda bu konuyu soru-cevap formatında, hem okuyucu dostu hem de hukuki zemine dayalı şekilde aydınlatmaya çalıştık.

  1. TMSF’nin el koyduğu bir şirkette çalışanların maaşları ödenmeye devam eder mi?

TMSF’nin bir şirkete veya malvarlığına el koyması, yani yönetim veya denetim yetkisini devralması; yalnızca kanunda açıkça belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Bu yetkinin temel dayanakları; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun, 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun ile bazı durumlarda da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesinde yer almaktadır.[1]

TMSF bir şirkete el koyduğunda, şirketin tüzel kişiliği, unvanı ve faaliyet konusu değişmez ama TMSF o şirketin yönetimini devralır; yani artık şirketin tüm mali ve idari kararları TMSF kontrolündedir.

TMSF’nin el koyma sürecinin ardından, genel ilke olarak şirketin hukuki, mali ve operasyonel işleyişi mevcut yapısını koruyacak şekilde sürdürülür. Bu kapsamda, şirket faaliyetlerinin kesintisiz devam etmesi ve çalışanların maaş ödemelerinin düzenli olarak gerçekleştirilmesi hedeflenir. Ancak el koyma süreci genellikle mali sıkıntılar nedeniyle gerçekleştiği için, bazı dönemlerde şirketlerin 3. kişilere yapacakları ödemelerinde gecikmeler yaşanabilir.

TMSF’nin politikası ise şirketin değerini korumak adına çalışan haklarını mümkün olduğunca aksatmamak yönündedir. İş hukuku mevzuatı ya da ilgili mevzuatta “TMSF el koyması” kaynaklı işçilik alacakları ile ilgili ya da işçilik haklarını ilgilendiren herhangi bir özel düzenleme söz konusu değildir, zira “el koyma” kavramı sadece şirket yönetimini ilgilendiren bir husus olup şirket çalışanlarının iş hukuku ve diğer kanunlardan kaynaklanan hakları aynen muhafaza edilmeye devam edecektir.

  1. El koymadan önceki döneme ait kıdem, ihbar ve izin ücretleri ne olur?

TMSF el koymadan önce doğmuş olan işçilik alacakları (örneğin, geçmiş dönem maaşlar veya kıdem tazminatları), şirketin “eski döneme ait borçları” arasında yer alır.

Bu alacaklar “imtiyazlı alacak” statüsündedir. Yani şirketin el koyma neticesinde ileride tasfiye edilmesi halinde, işçilik alacakları diğer adi alacaklılardan önce ödenir. TMSF bu borçları hemen ödemek zorunda değildir, ancak şirketin varlıkları elverdiği ölçüde ödemeyi planlar.

TMSF el koymasından bağımsız olarak, şirketin doğal yollardan tasfiyeye girmesi ya da iflas gibi bir hukuki süreç sonucunda tasfiye edilmesi durumlarında olduğu gibi, TMSF yönetimi altında tasfiye edilen şirketlerde de işçilik alacakları öncelikli alacak statüsünü korur; yani uygulama her iki durumda da aynı esaslara tabidir.

  1. TMSF el koyma işlemi sonrasında, yönetimi fon tarafından devralınan bir şirkette görev yapan çalışanın iş sözleşmesinin feshi halinde çalışan, dava hakkını hangi tarafa karşı ileri sürebilir?

TMSF yönetimine devredilen şirketler, tüzel kişiliklerini korumaya devam eder. Bu nedenle el koyma sonrasında da, çalışanlar doğrudan TMSF’ye değil, TMSF yönetimindeki şirkete karşı dava açarlar zira kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti veya haksız fesih tazminatı ve benzeri gibi işçilik alacakları şirketin sorumluluğunda kalmaya devam etmektedir.  

  1. TMSF el koyma işlemi öncesinde şirket/işveren tarafından doğmuş borçlardan sorumlu tutulabilir mi?

TMSF, şirketin el koyma anındaki malvarlığı üzerinden hareket eder; yani el koyma anında ve sonrasındaki yalnızca şirket malvarlığını ve sermayesini yönetir. Dolayısıyla TMSF’nin şirketin alacaklılarına karşı herhangi bir “kişisel” sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak TMSF’nin el koyduğu şirketin borçları de aynen devam etmektedir. Yani TMSF yeni bir “borçlu” sıfatını taşımaz, ama borçlu şirketin yöneticisi olarak el konulan çalışanların hak taleplerinin muhatabı haline gelir. Bu fark teknik ama önemli bir detaydır. TMSF el koyduğu şirketin herhangi bir borcunu öderse, bunu şirketin adına şirketin varlıklarından karşılar, kuruluş olarak kendi tüzel kişiliği ile ödeme yapmamaktadır.

  1. TMSF el koyma işlemi sonrası dönemde ödenmeyen maaş veya tazminat için hangi yollara başvurulabilir?

Yönetimi TMSF’ye devredilen bir şirkette çalışan, öncelikle işveren şirkete yazılı başvuru yaparak alacağını talep eder. Talebin karşılanmaması veya sonuç alınamaması halinde ise çalışan TMSF tarafından el koyma işlemi gerçekleşmemiş şirketlerde olduğu gibi aynı usul ve esaslar çerçevesinde iş mahkemesinde işveren şirkete karşı dava açabileceği gibi aynı zamanda icra takibi de başlatabilir. Ancak kanunda açık bir genel düzenleme hükmü bulunmuyorsa da uygulamada TMSF’nin kamu niteliği ve fonun tasfiye planlarının bütünlüğü gerekçesi ile  TMSF döneminde icra takipleri durdurabilmektedir. Bu durumun temel dayanağı ise 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134. maddesi ve 6758 sayılı Kanun’un 19. maddesidir.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na göre, TMSF’nin devraldığı bankalar ve banka iştirakleri hakkında, TMSF bünyesinde yer alan Fon Kurulu kararıyla her türlü icra ve iflas takibi durdurulabilir veya yeni takip başlatılamaz. 6758 sayılı Kanun kapsamındaki, yani kayyım olarak TMSF’ye devredilen şirketlerde ise, benzer şekilde mahkeme veya Fon Kurulu kararıyla, şirketin malvarlığını korumak amacıyla takiplerin geçici olarak askıya alınması mümkündür. Buradaki “mahkeme”den kasıt, şirketin kayyımlığının veya TMSF’ye devrinin yapıldığı dosyada görevli olan mahkemedir; yoksa çalışanın işçilik alacağını tahsil etmek amacıyla açtığı davayı gören mahkeme değildir. Bu tedbirin amacı, şirketin varlıklarının topluca korunması ve TMSF’nin etkin yönetim sürecinin engellenmemesidir. Ancak bu durum, çalışanların dava açma veya alacaklarını tespit ettirme hakkını ortadan kaldırmaz. Çalışanlar davalarını açıp sonuçlandırabilirler; ancak mahkeme kararı ile kesinleşen işçilik alacaklarının doğrudan icra yoluyla tahsili, TMSF’nin kendi Fon Kurulu ya  da mahkemeden aldığı karar doğrultusunda belirli sürelerle ertelenebilir. Bu nedenle en etkili yol, iş mahkemesi kararıyla alacağın tespit edilmesi ve daha sonra TMSF’nin ödeme süreçleri çerçevesinde tahsil edilmesidir.

  1. TMSF el koyma işlemi sonrası TMSF’nin kendi yönetiminde geçen süre zarfı çalışanın kıdem tazminatının hesabında dikkate alınacak olan hizmet süresine dahil edilir mi?

Evet, TMSF yönetiminde geçen süre, çalışanın kıdem süresine aynen dahil edilir. Çünkü şirketin sadece yönetimi el değiştirdiği ve tüzel kişiliği aynen değişmeden devam ettiği için çalışanın iş sözleşmesi TMSF’ye devredilmez, işveren şirketin tarafı olduğu iş sözleşmesi aynen yürürlükte kalmaya devam eder. Dolayısıyla çalışan kesintisiz çalışmaya devam ettiği sürece kıdem tazminatı hesabında tüm süreler birleştirilir. Çalışan açısından herhangi bir hak kaybı durumu söz konusu olmaz.

  1. TMSF el koyma işlemi sonrası çalışan iş sözleşmesini feshedebilir mi?

El koyma tek başına çalışana iş sözleşmesini haklı neden ile fesih hakkı vermez. Ancak TMSF yönetimindeki işveren şirkette iş hukukundan kaynaklanan işçilik hak ya da alacaklarından herhangi biri yerine getirilmez/işveren tarafından temerrüde düşülür ise örneğin maaş ödemeleri gecikir, sigorta primleri yatırılmaz veya işyerindeki çalışma koşulları çalışan aleyhine ağırlaşırsa; bu durumda çalışan aynen TMSF tarafından el koyma işlemine tabi olmayan diğer şirketlerdeki gibi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca haklı nedenle fesih yapabilir ve kıdem tazminatına hak kazanır.

  1. TMSF yönetiminde çalışan SGK primleri düzenli (tam, zamanında ve eksiksiz) olarak kuruma ödenmez sorumluluk kime aittir?

El koyma sonrası SGK yükümlülüklerinden aynen diğer şirketlerde  olduğu gibi mutat olarak TMSF yönetimindeki şirket sorumludur. TMSF’nin atadığı yöneticiler, primlerin doğru ve zamanında yatırılmasından sorumludur. Eğer yatırılmazsa, çalışan SGK’ya şikayet edebilir ve geriye dönük hizmet tespiti davasını TMSF yönetimindeki şirkete açabilir.

  1. El konulan şirkette toplu iş sözleşmesi (“TİS”) yürürlükte kalır mı?

 Evet, TİS geçerliliğini korur. TMSF, işveren sıfatıyla TİS’in tarafı olur ve TİS’i aynı koşullarla uygulamakla yükümlüdür. Ancak TMSF, şirketin mali durumuna göre sendikayla yeni bir müzakere talep edebilir; bu durumda değişiklik ancak karşılıklı mutabakatla yapılabilir.

  1. TMSF tarafından yönetilen şirket tasfiye edilirse çalışanlar öncelikli alacaklı olur mu?

Evet. Zira TMSF’nin el koyma veya yönetim devri sonrasında yürüttüğü tasfiyeler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndaki genel tasfiye hükümlerine göre değil, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve 6758 sayılı Kanun çerçevesinde yürütülür. Bu özel tasfiye rejiminde de, çalışanların kıdem, ihbar ve ücret alacakları hukuken birinci sırada yer alır. Sıra önceliği bakımından da 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesi uyarınca uygulanır. TMSF, el koyduğu şirketin varlıklarını sattığında, elde edilen gelirleri bu yasal öncelik sırasına göre dağıtır. Bu da çalışanların, banka, tedarikçi veya diğer adi alacaklılara göre öncelikli ödeme alma ihtimalini artırır.

Değerlendirme:

 TMSF tarafından el konulan bir işveren şirketin yönetiminde çalışan çalışanların en önemli güvencesi, işçilik alacaklarının kanunen “imtiyazlı” olmasıdır, yani ödenilecek borçlar konusunda bu kategorideki alacaklar önceliklidir. TMSF yönetimi alacakları ödemeyi operasyonel olarak geciktirebilir ama hukuken katiyetle ortadan kaldıramaz. Dolayısıyla TMSF el koyma döneminde işçilik alacağı olanlar aynen normal bir işveren şirkete karşı sahip oldukları kanuni haklarını ve yolları kullanabileceklerdir.

 

 

[1] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 107 ve devamı maddeleri uyarınca, bir bankanın mali bünyesinin ciddi şekilde bozulması, yükümlülüklerini yerine getirememesi veya mevduat sahiplerinin haklarını tehlikeye düşürmesi halinde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) kararıyla bankanın temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilir. Bu durumda TMSF, bankanın faaliyetlerini sürdürebilir, yeniden yapılandırabilir veya tasfiye edebilir.

Finansal kuruluşlar dışındaki şirketlerde ise, 6758 sayılı Kanun’un 19. maddesi önemli bir düzenleme getirir. Bu maddeye göre, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi kapsamında kayyım atanmasına karar verilmiş şirketler veya malvarlıklarının kayyımlık görev ve yetkileri, Fon Kurulu kararıyla TMSF’ye devredilebilir. Bu devrin gerçekleşebilmesi için, söz konusu şirketin veya malvarlığının “mevcut halinin sürdürülebilir olmadığı” TMSF tarafından tespit edilmelidir. Yani şirketin mali yapısı, ortaklık ilişkileri veya operasyonel sürdürülebilirliği bozulmuş olmalı ve mevcut yönetim altında devam etmesi mümkün görünmemelidir.

Ayrıca 7333 sayılı Kanun’un geçici 35. maddesi, 6758 sayılı Kanun kapsamında TMSF’ye devredilen kayyımlık görevlerinin süresini uzatmış ve Fon’un bu kapsamda yönetim, tasfiye veya satış yetkilerini düzenlemiştir. Bu çerçevede TMSF, devralınan şirketlerin faaliyetlerini “ticari teamüllere ve basiretli tacir ilkelerine uygun şekilde” yürütmek, malvarlıklarını korumak ve gerektiğinde tasfiye etmekle yükümlüdür.