Alp ÇAL Avukat / Arabulucu / Ortak
Hakan GÜNDEŞ Kıdemli Avukat
[email protected]
23 Aralık 2025
A-
A+
Endüstriyel ve medikal gazlar ile ilgili çözümler sunan, küresel bir şirketin Türkiye iştiraki olan işveren şirket tarafından çalışan aleyhine açılmış, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan rekabet yasağının ihlali ve haksız rekabet fiiline dayalı cezai şart talebi konulu davada, ilk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vermiştir.
Dava Konusunun Özeti:
Dava konusu uyuşmazlık, İşveren şirket ile davalı çalışan arasında akdedilen belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin “Rekabet Etmeme Yükümlülüğü” başlıklı ilgili düzenlemesinin ihlalinden kaynaklanmıştır.
Çalışan, İşveren şirkette özel gazlar üretim ve laboratuvar sorumlusu olarak görev yapmış, görevi gereği işveren şirketin üretim süreçlerine, özel gaz formülasyonlarına, laboratuvar metotlarına ve müşteri portföyüne ilişkin ticari sır mahiyetindeki bilgilere erişim sağlamıştır.
İş akdini kendi isteğiyle sona erdiren davalı çalışan daha sonrasında aynı sektörde faaliyet gösteren rakip bir firmada “Tesis Müdürü” olarak göreve başladığının tespiti üzerine İşveren tarafından sözleşmede açıkça düzenlenen rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlali nedeniyle tazminat davası ikame edilmiştir.
Rekabet Yasağının Mevzuattaki Karşılığı:
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“Kanun”) 445. maddesi kapsamında düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş ilişkisinin sona ermesinden sonra işverenin haklı olarak korunmaya değer menfaatlerini güvence altına almayı amaçlayan istisnai nitelikte bir borçtur. Kanun, bu yasağın geçerliliğini özellikle işçinin işverenin müşteri çevresiyle temas etmiş olması, üretim sırlarına vakıf bulunması veya işverenin ekonomik faaliyetlerine ilişkin gizli bilgilere erişimi sebebiyle işverenin önemli bir zarar riskine maruz kalabileceği hallere özgü kılmıştır. Bu nedenle rekabet yasağı, işverenin soyut zarar ihtimaline değil, somut ve makul bir tehlikeye dayanmalıdır.
Düzenleme, işçinin ekonomik geleceğini koruma amacıyla rekabet yasağının yazılı şekilde yapılmasını zorunlu tutmakta; ayrıca yasağın coğrafi kapsamının, yasaklanan faaliyet konusunun ve süresinin açık ve ölçülü şekilde belirlenmesini şart koşmaktadır.
Öte yandan kanun koyucu, işçinin çalışma özgürlüğünü sınırlayan bu yükümlülüğün süresini kural olarak iki yıl ile sınırlandırmış; ancak ölçülülük ilkesinin gereği olarak, yasağın kapsamı bakımından işverenin menfaatleri ile işçinin mesleki faaliyet özgürlüğü arasında adil bir denge kurulmasını zorunlu kılmıştır. Uygulamada mahkemeler, rekabet yasağının geçerliliğini değerlendirirken hem bu sınırlayıcı unsurları hem de taraflar arasındaki menfaat dengesini titizlikle göz önünde bulundurarak sözleşmenin kapsamını daraltabilmekte veya hükümsüz sayabilmektedir. Bu çerçevede rekabet yasağı düzenlemesi, işverenin korunmaya değer ticari sırlarını güvence altına alırken işçinin ekonomik varlığını sürdürme hakkını zedelememeye özen gösteren bir denge mekanizması işlevi görmektedir.
Yargılama Süreci ve Mahkeme Değerlendirmesi:
Dava dosyasında bilirkişi heyeti hazırladıkları raporda;
Mahkeme, dosya kapsamı ve bilirkişi raporu doğrultusunda aşağıda sıraladığımız gerekçelerle
Hüküm ve Sonuç:
Mahkeme, davanın kabulüne karar vererek, sözleşmede kararlaştırılan cezai şart alacağının tahsili ile ilgili tutarın Müvekkil Şirkete ödenmesine karar vermiştir.
Karar, rekabet yasağının ihlali halinde cezai şartın uygulanabilirliğini ve işverenin ticari menfaatlerinin korunmasının hukuken teminat altında olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Kararın Önemi:
Bu karar, iş hukukunun ticari yaşamla kesiştiği alanlardan biri olan rekabet yasağı açısından önem taşımaktadır.
Mahkeme, iş sözleşmelerinde düzenlenen rekabet etmeme yükümlülüğünün,
Bu yönüyle karar, ticari sırların korunması, müşteri portföyünün güvence altına alınması ve adil rekabet koşullarının sürdürülmesi bakımından emsal nitelikte bir içtihat oluşturmaktadır. Kararda önem arz eden diğer bir nokta da zarar doğma tehlikesinin varlığının rekabet yasağının geçerliliği için yeterli bulunmuş olmasıdır. Nitekim Kanun da rekabet yasağının ancak işçinin işverenin müşteri çevresi, üretim sırları veya işletmeye ilişkin gizli bilgilere erişimi sebebiyle “işverenin önemli bir zarara uğrama tehlikesi” bulunduğu hallerde geçerli olduğunu açıkça ifade etmektedir. Dolayısıyla yasağın kurulabilmesi için fiilen gerçekleşmiş somut bir zararın ortaya çıkması gerekmemektedir; işverenin menfaatlerinin işçinin rekabet edici faaliyette bulunması halinde ciddi şekilde zedelenebileceğine dair objektif olarak makul bir risk yeterlidir. Ancak bu noktada önemli bir dengenin bulunduğunu da belirtmekte fayda bulunmaktadır. Tehlike soyut, varsayımsal veya uzak bir ihtimal olamayacağı gibi; işverenin özel bilgilerine erişim gibi somut olgulara dayanması ve işverenin gerçekten korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekmektedir.
Sonuç:
İşveren şirket lehine sonuçlanan bu karar, iş ilişkilerinde taraflar arasındaki güvenin korunması ve rekabetin hukuki sınırlar içinde yürütülmesi bakımından önemli bir kazanım niteliğindedir. Karar istinaf kanun incelemesinde de bu hali ile geçmiş ve halihazırda temyiz incelemesindedir. Kararın temyiz aşamasını takip edip, bilgi güncellemelerini yapıyor olacağız.
Yayınlara dön