Deniz ŞENVAR PEKİN Avukat / Yönetici Ortak
Alp ÇAL Avukat / Arabulucu / Ortak
Hakan GÜNDEŞ Kıdemli Avukat
[email protected]
25 Eylül 2026
A-
A+
Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“7589 sayılı Kanun”/”Kanun”), TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek 31 Temmuz 2026 tarihi itibariyle yasalaşmıştır.
12. Yargı Paketi, temel kanunlar da olmak üzere çeşitli kanunlarda önemli ve temel hükümlerde değişiklikler getirmiş olup, yazı dizimizde bu değişiklikleri “mevcut düzenleme”, “yeni düzenleme”, “beklenen etki” ve de “düzenlemenin yürürlük tarihi” şeklinde özetlemeye çalıştık.
Yazı dizimizin ilk bölümünde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişiklikleri inceliyoruz.
Konu
Mevcut Düzenleme
Yeni Düzenleme
Beklenen Etki Ne Olacak?
Yürürlük
(Belirsiz Alacak Davası/Kısmi Dava)
Hukuk Muhakemeleri Kanunu
m. 107/m. 109
Değişiklik öncesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107 uyarınca, davacı, dava açıldığı tarihte alacağın miktarını veya değerini tam ve kesin biçimde belirlemesinin kendisinden beklenemediği ya da bunun imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılabiliyordu.
Davacı bu davayı açarken: alacağın dayandığı hukuki ilişki ile asgari bir miktar veya değeri belirtiyor; ancak gerçekte alacağın tamamını dava ediyordu. Başlangıçta gösterilen miktar, davanın yalnızca bir kısmını değil, harca esas geçici talep miktarını ifade ediyordu.
Tahkikat aşamasında alacağın miktarı tam ve kesin olarak belirlenebilir hale geldiğinde davacı talebini, hakim tarafından verilecek 2 haftalık kesin süre içinde iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tam ve kesin biçimde belirleyebiliyordu.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.109 uyarınca da, bölünebilir bir alacağın yalnızca belirli bir kısmı dava edilebiliyordu. Ancak belirsiz alacak davasından farklı olarak kısmi davada yalnızca talep edilen miktar dava konusu oluyordu.
Yeni düzenlemeyle belirsiz alacak davası tamamen kaldırılmış; bunun yerine alacağının yalnızca bir kısmını dava eden davacıya, talebini aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın ve tahkikat sona erinceye kadar artırma hakkı tanınmıştır. Artırılan kısım bakımından zamanaşımının da talep artırım tarihinde değil ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılması kabul edilmiştir. Böylece belirsiz alacak davasının sağladığı talep artırımı ve zamanaşımı koruması önemli ölçüde kısmi dava sistemine aktarılmıştır.
Bununla birlikte yeni düzenleme ile alacağın tamamı başlangıçtan itibaren dava konusu sayılmamakta, mahkemenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107/2’de düzenlendiği gibi davacıya talep artırımı için süre verme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Geriye etkili sonuç yalnızca zamanaşımı bakımından düzenlenmektedir.
Artırılan kısım yönünden faizin de dava tarihinden itibaren işleyeceğine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığından, faiz başlangıcının maddi hukuk ve temerrüt hükümleri ile oluşacak içtihat doğrultusunda belirlenmesi gerekecektir.
İşçilik alacakları ve tazminat davaları başta olmak üzere, alacak miktarının dava açılırken tam olarak belirlenemediği uyuşmazlıklarda uygulamada sıklıkla kullanılan belirsiz alacak davası kaldırıldığından, bu tür davaların bundan sonra kısmi dava şeklinde açılması gündeme gelecektir.
Yeni düzenlemeyle kısmi davada talep edilen miktar, aynı dava içinde bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sonuna kadar arttırılabilecektir. Böylece özellikle bilirkişi raporuyla alacağın gerçek miktarının ortaya çıktığı işçilik ve tazminat davalarında, davacı ıslah yoluna başvurmak zorunda kalmadan talebini alacağın kalan kısmını kapsayacak şekilde artırabilecektir.
Ayrıca artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağından, yargılama devam ederken bakiye alacağın zamanaşımına uğraması riski önemli ölçüde ortadan kaldırılmış olacaktır. Bu yönüyle yeni kısmi dava sistemi, belirsiz alacak davasının özellikle talep artırımı ve zamanaşımı bakımından sağladığı korumayı büyük ölçüde devam ettirmeyi amaçlamaktadır.
Belirsiz alacak davasını kaldıran ve kısmi davaya ilişkin yeni sistemi getiren düzenlemeler 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu tarihten önce açılmış belirsiz alacak davaları bakımından eski düzenleme uygulanmaya devam edecek ve bu davalar belirsiz alacak davası olarak sonuçlandırılacaktır. 31 Temmuz 2026 tarihinden itibaren açılacak davalarda ise artık belirsiz alacak davası açılamayacak; alacağın tamamının dava başında belirlenemediği durumlarda kısmi dava yoluna başvurulabilecektir.
(Duruşma Aralarındaki Süreler)
m. 147
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 320/3’e göre basit yargılamaya tabi davalarda duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamayacağı düzenlenmiştir.
Ancak yazılı yargılama usulüne tabi davalarda birbirini izleyen duruşmalar arasında bulunabilecek azami süreye ilişkin herhangi bir sınırlama yer almamaktaydı.
Yeni düzenlemeyle duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç aydan daha uzun olamayacağı kabul edilmiştir. Bununla birlikte, işin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi veya bunlara benzer zorunlu hâllerin bulunması durumunda hâkim, gerekçesini belirterek üç aydan daha ileri bir tarihe duruşma günü verebilecektir.
Düzenleme esas itibarıyla yazılı yargılama usulüne tabi davalar bakımından uygulanacak olup basit yargılama usulünde Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 320/3’te yer alan bir aylık azami duruşma aralığı korunmaktadır.
Yeni hüküm yalnızca birbirini izleyen duruşmalar arasındaki süreyi sınırlandırmakta; ilk duruşmanın hangi süre içinde yapılacağını, yazılı yargılama usulünde yapılabilecek toplam duruşma sayısını veya üç aylık süreye aykırılık halinde uygulanacak özel bir usuli yaptırımı düzenlememektedir. Bu nedenle sürenin aşılmasının tek başına hükmün kaldırılması veya bozulması sonucunu doğurup doğurmayacağı uygulama ve içtihatla belirlenecektir.
Düzenlemeyle duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayla sınırlandırılması suretiyle yargılamaların hızlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin biçimde korunması amaçlanmaktadır.
Bununla birlikte, özellikle iş yükünün yoğun olduğu mahkemelerde duruşmaların daha kısa aralıklarla yapılacak olması duruşma takvimlerinin sıkışmasına neden olabilecektir. Taraflar ve vekilleri açısından da duruşmalar arasındaki hazırlık süreleri kısalacağından, bilirkişi raporlarına itiraz, delillerin sunulması ve diğer usul işlemlerinin daha yakından takip edilmesi önem kazanacaktır.
Duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayı aşamayacağına ilişkin düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Düzenleme bakımından özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, tamamlanmış usul işlemleri saklı kalmak üzere, yürürlük tarihinden sonra açılan davaların yanı sıra devam eden davalarda da uygulanacaktır.
(Ses ve Görüntü Nakledilmesi Yoluyla veya Başka Yerde Duruşma İcrası)
m. 149
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 149’un önceki halinde mahkemenin;
karar verebileceği düzenlenmişti. Ancak uzaktan katılan kişilerin yapacağı işlemlerde elle atılan imza aranan hâllerin nasıl uygulanacağına ilişkin genel bir kanuni hüküm bulunmuyordu.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.154/3-ç ise ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulha ilişkin beyanların tutanağa geçirilmesini; beyanın ilgili kişiye okunmasını ve imzasının alınmasını öngörmektedir. Bu nedenle, e-Duruşmaya katılan kişinin fiziken mahkeme salonunda bulunmaması, imzaya tabi işlemler bakımından uygulamada ek işlem yapılmasını gerektiriyordu.
Yeni düzenlemeyle, ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmaya katılmasına karar verilen kişiler bakımından kural olarak elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı kabul edilmiştir.
Bununla birlikte ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh olma işlemleri bu kuralın dışında istisna olarak bırakılmış; söz konusu işlemler yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 154/3-ç’deki okunma ve imza güvencesi korunmuştur.
Yapılan değişiklikle, ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmaya katılan taraf, vekil veya diğer ilgililerin (örneğin tanıklar) olağan beyan ve usul taleplerinin yalnızca elle atılan imza bulunmaması nedeniyle geçersiz sayılmasının önüne geçilerek e-duruşma sisteminin daha etkin ve işlevsel kullanılmasını amaçlamaktadır.
Bununla birlikte; ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh gibi taraflar açısından önemli usuli sonuçlar doğuran işlemlerde elle atılan imza şartı korunmaya devam edecektir. Böylece uzaktan duruşmaların pratikte kullanım alanı genişletilirken, önemli hak kayıplarına yol açabilecek işlemler bakımından mevcut güvenceler korunmuş olacaktır.
Düzenleme 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Düzenleme bakımından özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, usul hükümlerinin derhal uygulanması ilkesi gereğince, tamamlanmış usul işlemleri etkilenmemek kaydıyla, yürürlük tarihinden sonra açılacak davaların yanı sıra bu tarih itibarıyla devam eden davalarda gerçekleştirilecek e-duruşmalar bakımından da uygulanacaktır.
(Davaların Birleştirilmesi/Kanun Yolları)
m. 166/m. 168
Değişiklikten önce aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki iki hukuk mahkemesinde bağlantılı davalar açılmışsa, ikinci davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararı veriyor ve bu karar ilk davanın açıldığı mahkemeyi doğrudan bağlıyordu. İlk mahkemenin birleştirme koşullarının bulunup bulunmadığını değerlendirerek kararı kabul etmeme imkanı bulunmuyordu.
Önceki Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.168’de, aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki mahkemelerin birleştirme ve ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı ise temyiz yoluna ancak esas hükümle birlikte başvurulabileceği düzenleniyordu.
Yeni düzenlemeyle ilk davanın açıldığı mahkemenin, ikinci davanın açıldığı mahkemenin birleştirme kararıyla ancak kararın kesinleşmesinden itibaren bağlı olması kabul edilmiş ve aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemeleri arasında verilen birleştirme kararına karşı esas hükmün verilmesi beklenmeden müstakilen istinaf yoluna başvurulması mümkün hale getirilmiştir.
Buna karşılık ilk derece mahkemelerinin ayırma kararları ile bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararlarına karşı ancak esas hükümle birlikte kanun yoluna gidilmesine ilişkin sistem korunmuştur.
Değişiklikle, aynı yargı çevresindeki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararının, kesinleşmeden ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlamasının önüne geçilmektedir. Böylece taraflara birleştirme kararının hukuka uygunluğunu kanun yolunda denetletme imkânı tanınarak, davanın kesinleşmemiş bir karar nedeniyle başka bir mahkemeye aktarılmasından doğabilecek usuli sorunların önlenmesi ve kanuni hâkim güvencesinin güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Birleştirme kararlarına karşı esas hükmü beklemeksizin istinaf yoluna başvurulabilmesini öngören Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 168 değişikliğiyle birlikte değerlendirildiğinde, birleştirmeye ilişkin uyuşmazlıkların yargılamanın daha erken bir aşamasında kesin olarak çözümlenmesi ve bu nedenle ilerleyen aşamalarda yaşanabilecek gecikmelerin azaltılması beklenmektedir.
Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, usul hükümlerinin derhâl uygulanması ilkesi uyarınca, yürürlük tarihinden sonra açılan davaların yanı sıra bu tarih itibarıyla devam eden davalarda verilecek birleştirme kararları bakımından da uygulanacaktır.
(Temyiz edilemeyen kararlar)
m. 362
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 362/1-a uyarınca, miktar veya değeri kanunda belirtilen temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin bölge adliye mahkemesi kararları kural olarak temyiz edilemiyordu. Bu kesinlik sınırı her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılmaktadır.
Bölge adliye mahkemesinin verdiği karar, temyiz kesinlik sınırının altında kalıyorsa, bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını değiştirerek ilk defa yeni bir hüküm kurmuş olsa dahi bu karar Yargıtay tarafından incelenemiyordu.
Yeni düzenlemeyle bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında verdiği kararın kabul veya reddedilen kısmının istinaf kesinlik sınırını geçmesi halinde temyiz edilebilmesi kabul edilmiştir. Bu kapsamda bölge adliye mahkemesi kararı olağan temyiz sınırının altında kalsa dahi, ilk derece mahkemesi kararı ile bölge adliye mahkemesi kararı arasındaki miktar veya değer farkı istinaf sınırını geçiyorsa temyiz yolu açık olacaktır.
Ayrıca olağan temyiz sınırının altında kalan ve yalnızca yargılama gideri veya vekalet ücretine ilişkin bulunan bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemeyecektir.
Değişikle, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek ilk derece mahkemesi kararından farklı şekilde yeniden esas hakkında karar verdiği hallerde, belirli parasal sınırlar dahilinde bu kararların Yargıtay denetimine açılması sağlanmaktadır. Böylece taraflara, bölge adliye mahkemesinin uyuşmazlığın esası hakkında ilk kez verdiği yeni kararın bir üst mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme imkânı tanınmaktadır.
Bununla birlikte, bölge adliye mahkemesinin kararı ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın belirli parasal sınırın altında kaldığı veya kararın yalnızca yargılama gideri ya da vekalet ücretine ilişkin olduğu bazı hallerde temyiz yolu kapalı olmaya devam edecektir. İstinaf başvurusunun reddedildiği kararlar bakımından da mevcut temyiz ve kesinlik kuralları korunacaktır.
Bu nedenle özellikle parasal değeri temyiz sınırının altında kalan davalarda, bölge adliye mahkemesinin kararı değiştirip değiştirmemesine göre Yargıtay denetiminin mümkün olup olmayacağı farklılaşabilecektir. Dava ve kanun yolu stratejileri belirlenirken uyuşmazlığın parasal değeri ile ilk derece ve istinaf aşamalarındaki olası karar senaryolarının birlikte değerlendirilmesi önem kazanacaktır.
Özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, usul hükümlerinin derhal uygulanması ilkesi uyarınca, bu tarihten sonra bölge adliye mahkemelerince verilecek kararların temyiz edilebilirliği yeni düzenlemeye göre belirlenecektir.
31 Temmuz 2026 tarihinden önce verilmiş bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilebilirliği ise karar tarihinde yürürlükte bulunan hükümlere göre değerlendirilecektir.
(Vesayet -Taşınırlarının Satılması)
Türk Medeni Kanunu
m. 440/1
(Vesayet -Taşınmazlarının Satılması)
m. 444/2
Mevcut düzenlemede; taşınırlar ile ilgili olarak vesayet altındaki kişinin menfaati gerektiriyorsa değerli şeyler dışındaki taşınırların vesayet makamının talimatıyla açık artırma yoluyla satılması öngörülmekte, ancak artırmanın yapılacağı ortam belirtilmemekteydi.
Taşınmazların açık artırması ise vesayet makamının görevlendirdiği kişi tarafından, vasi hazır olduğu halde yapılmakta ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamamlanmaktaydı.
Öncelikle yeni düzenleme ile hem taşınır hem de taşınmaz mallara aynı şekilde uygulanacak prensipler getirilmiş olup; açık artırma yoluyla satılacak taşınır ve taşınmazların UYAP’a entegre elektronik satış portalında satılması kabul edilmiş; taşınmaz satışlarında açık artırmanın vesayet makamınca görevlendirilen kişi tarafından ve vasinin huzurunda yapılmasına ilişkin şartlar kaldırılmıştır.
Buna karşılık satışın vesayet altındaki kişinin menfaatini gerektirmesi, vesayet makamının talimatına dayanması, taşınmaz ihalesinin vesayet makamının onamasıyla tamamlanması ve onama kararının ihale gününden itibaren on gün içinde verilmesi kuralları korunmuştur.
Taşınır ve taşınmazların özel durumları, nitelikleri veya değerlerinin azlığı nedeniyle pazarlıkla satılabilmesine ilişkin istisnai hükümler de devam etmektedir.
Vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmazların açık artırma yoluyla satışının UYAP’a entegre elektronik satış portalına taşınmasıyla, satış süreçlerinin daha şeffaf, erişilebilir ve denetlenebilir hale gelmesi beklenmektedir.
Elektronik ortam sayesinde açık artırmalara daha geniş bir katılım sağlanarak rekabetin artırılması ve malların mümkün olan en yüksek bedelle satılması suretiyle vesayet altındaki kişinin menfaatlerinin daha etkin korunması amaçlanmaktadır. Ayrıca satış usulünün elektronik sistem üzerinden yürütülmesi, uygulamadaki farklılıkların azaltılmasına ve sürecin daha standart ve öngörülebilir hale gelmesine katkı sağlayacaktır.
Düzenlemeler 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Bununla birlikte, vesayet altındaki kişilere ait taşınır veya taşınmazların açık artırma suretiyle satışına 31 Ekim 2026 tarihinden önce karar verilmiş ve açık artırma ilanı bu tarihten önce yapılmışsa, bu satışlar bakımından eski hükümler uygulanmaya devam edecektir. Yeni elektronik satış usulü ise yürürlük tarihinden sonra ilan edilecek açık artırmalar bakımından uygulanacaktır.
(Noter Evrak ve defterlerin gizliliği ve celbi)
Noterlik Kanunu
m. 55
Noterlik Kanunu’nun 55. maddesine göre noterlik evrak ve defterlerinin noterlik dairesi dışına çıkarılması yalnızca mahkeme veya sorgu hakimi kararıyla mümkün olmakta; evrakın başka bir yargı çevresine gönderilmesi gerektiğinde noterliğin bulunduğu yer hukuk hakimliğince onaylanmış bir örneğin noterlikte saklanması ve işlemin istinabe yoluyla yürütülmesi gerekmekteydi.
Yeni düzenlemeyle mahkeme ve sulh ceza hakimliğinin yanı sıra Cumhuriyet Başsavcılığının da noterlik evrakının aslını doğrudan isteyebilmesi kabul edilmiş; noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu bizzat onaylayarak bu örneği aslının yerinde saklamak ve evrakın aslını talep eden merciye göndermekle görevlendirilmiştir. Böylece ilgili yer hukuk hakimliğinin onayı ve istinabe aşaması kaldırılmıştır.
Noterlik evrakının onaylı örneğinin istenmesi halinde ise noter, evrakın aslını elektronik ortamda tarayarak güvenli elektronik imzayla imzalayacak ve oluşturulan onaylı örneği ilgili merciye elektronik ortamda gönderecektir. Elektronik gönderim imkanının bulunmaması durumunda fiziki onaylı örnek gönderilebilecektir. Bu işlemler için yevmiye numarası verilmeyecek; posta masrafı ve Noterlik Kanunu’nun 112. maddesi uyarınca belirlenen yol masrafı dışında harç, vergi, değerli kağıt ve noterlik ücreti alınmayacaktır.
Değişiklikle, noterlik evrakının mahkeme, savcılık ve diğer yetkili mercilere ulaştırılmasının hızlandırılması ve fiziki belge gönderim süreçlerinin azaltılması amaçlanmaktadır. Noterlik evrakının onaylı örneklerinin elektronik ortamda iletilebilmesi sayesinde belge temin süreçlerinin daha hızlı ve etkin yürütülmesi, fiziki evrak trafiğinin ve buna bağlı idari yükün azalması beklenmektedir.
Ayrıca bu işlemler bakımından, posta ve belirli yol masrafları dışında harç, vergi, değerli kağıt ücreti ve diğer ücretlerin alınmamasıyla noterlik evrakının teminine ilişkin maliyetlerin de önemli ölçüde azaltılması sağlanacaktır.
Özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, bu tarihten itibaren mahkeme, sulh ceza hakimliği, Cumhuriyet başsavcılığı veya yetkili resmî daireler tarafından talep edilen noterlik evrakının onaylı örneklerinin kural olarak elektronik ortamda gönderilmesine ilişkin yeni usul uygulanacaktır.
Yayınlara dön