A-

A+

12. YARGI PAKETİ KANUN DEĞİŞİKLİKLERİ: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU VE İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU

Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“7589 sayılı Kanun”/”Kanun”), TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek 31 Temmuz 2026 tarihi itibariyle yasalaşmıştır. 

12.Yargı Paketi, temel kanunlar da olmak üzere çeşitli kanunlarda önemli ve temel hükümlerde değişiklikler getirmiş olup, yazı dizimizde bu değişiklikleri “mevcut düzenleme”, “yeni düzenleme”, “beklenen etki” ve de “düzenlemenin yürürlük tarihi” şeklinde özetlemeye çalıştık. 

Yazı dizimizin üçüncü ve son bölümünde, Ceza Muhakemesi Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikleri inceliyoruz.

5. Ceza Muhakemesi Kanunu (“CMK”) Değişiklikleri:

Konu

Mevcut Düzenleme

Yeni Düzenleme

Beklenen Etki Ne Olacak?

Yürürlük 

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231  5 ila 14. fıkralar

[Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (“HAGB”)]

Değişiklik öncesi HAGB hükümleri, Anayasa’nın 174. maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlarda uygulanmıyordu.

Dolayısıyla Anayasa’nın 174. maddesinde sayılan inkılap kanunlarında suç olarak düzenlenen fiiller bakımından, diğer bütün HAGB şartları gerçekleşmiş olsa bile HAGB kararı verilmesi mümkün değildi.

Buna karşılık önceki metinde, işkence, eziyet ve kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü muamele fiilleri bakımından özel ve açık bir HAGB yasağı bulunmuyordu.

 

Anayasa Mahkemesi 10.07.2025 tarihli, 2024/98 E., 2025/149 K. Sayılı kararıyla HAGB’yi düzenleyen CMK m. 231/5-14’nin iptal etmiş, yürürlük tarihini ise 30.09.2026 tarihine bırakmıştı.

AYM’nin iptal kararı sonrasında HAGB’nin aynı hükümlerinin kanunlaştığı, bu konuda yapılan tek farklılığın ise HAGB uygulanmayacak istisnai suçlar yönünde olduğu görülmektedir.

Yeni 14. fıkra ile HAGB’nin uygulanamayacağı suçlar tamamen farklı bir temelde belirlenmiştir. Buna göre HAGB hükümleri;

  • İşkence suçlarında,
  • Eziyet suçlarında,
  • Kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlarda

uygulanmayacaktır.

Yeni düzenlemeyle HAGB kurumu genel olarak korunurken, işkence, eziyet ve kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle gerçekleştirdiği kötü muamele niteliğindeki fiiller bakımından HAGB uygulanmasının önüne geçilmektedir.

Böylece bu tür suçlarda verilen cezanın HAGB yoluyla sonuçsuz kalmasının engellenmesi, yaptırımın daha etkili hale getirilmesi ve mağdurlar açısından daha güçlü bir hukuki koruma sağlanması amaçlanmaktadır.

Düzenleme aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin, kötü muamele niteliğindeki fiiller bakımından HAGB uygulanmasının etkili cezalandırma ve giderim yükümlülüğüyle bağdaşmadığı yönündeki tespitlerini karşılamayı hedeflemektedir.

Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece Anayasa Mahkemesinin HAGB’ye ilişkin iptal kararının 30 Eylül 2026 olarak belirlenen yürürlük tarihinden önce, Ceza Muhakemesi Kanunu 231. maddesi yeniden düzenlenmiştir.

Kanun’da HAGB düzenlemesi bakımından ayrıca özel bir geçiş hükmüne yer verilmemiş olup, 31 Temmuz 2026 tarihinden itibaren Ceza Muhakemesi Kanunu m.231’in yeni hükümleri uygulanacaktır.

 

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 80/2

(Genetik İnceleme)

Eski düzenleme yalnızca moleküler genetik inceleme sonuçlarının (**Suç yerinde bulunan biyolojik bulguların şüpheliye, sanığa veya mağdura ait olup olmadığını ya da soy bağını kesin olarak tespit edebilmek için yapılan incelemeler) hangi hallerde derhal yok edileceğini belirliyordu. Buna karşılık;

  • Bilgilerin nasıl ve nerede saklanacağı,
  • Mahkumiyet, davanın düşmesi veya davanın reddi gibi diğer kararlar verilmesi halinde ne kadar süre saklanacağı,
  • Saklama süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağı,
  • Azami saklama süresinin ne olduğu,
  • İlgili kişinin verilerinin silinmesini isteyip isteyemeyeceği,
  • Bilgilerin başka bir soruşturma veya kovuşturmada kullanılıp kullanılmayacağı,
  • Böyle bir kullanıma hangi makamın karar vereceği,
  • Karara karşı hangi başvuru yollarının açık olduğu

konularında açık bir düzenleme bulunmuyordu.

 

Yeni düzenlemeyle birlikte;

1.   Mahsus bir kayıt sistemi oluşturuluyor.

Moleküler genetik inceleme sonuçları, kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecektir. Ayrıca inceleme sonucunun bir örneği, delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilecektir.

Böylece genetik inceleme sonuçları iki ayrı yerde saklanabilecektir;

  • Kimlik bilgilerinden arındırılmış biçimde mahsus sistemde,
  • Delil niteliğindeki örneğiyle ilgili soruşturma veya kovuşturma dosyasında.

Buradaki “kimlik bilgilerinden arındırma” işlemi, verilerin mutlaka anonim hale getirildiği anlamına gelmemektedir. Kayıtların belirli bir kişiyle yeniden ilişkilendirebilmesi mümkün olduğu ölçüde, bu sonuçlar kişisel veri ve genetik veri niteliğini koruyacaktır.

2.   Derhal imha edilecek haller korunuyor.

Aşağıdaki hallerde hem sisteme kaydedilen hem de dosyada delil olarak saklanan bilgilerin derhal yok edilmesi öngörülmüştür.

  • Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması,
  • Kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazın reddedilmesi,
  • Beraat kararının kesinleşmesi,
  • Ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi.

Bu yönüyle önceki düzenlemedeki kişi lehine sonuçlanan süreçlere ilişkin derhal imha kuralı korunmuştur. Ancak yeni metin, imha yükümlülüğünün hem mahsus sistemdeki kayıt hem de dosyada saklanan delil örneği bakımından geçerli olduğunu açıkça belirtmektedir.

3.   Diğer haller için 20 yıllık saklama süresi getiriliyor.

Yeni düzenlemeye göre, derhal imha gerektiren hâller dışında kalan durumlarda bilgiler, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl saklanacaktır. Yirmi yıllık sürenin sonunda bilgiler Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve imha işlemi tutanağa bağlanacaktır.

Kanun gerekçesinde “diğer hâller” kapsamında özellikle;

  • mahkûmiyet, 
  • davanın reddi,
  • davanın düşmesi

kararları gösterilmiştir.

4.   İlgili kişiye erken silme talebinde bulunma hakkı tanıyor.

Yeni düzenlemeyle bilgisi sisteme kaydedilen kişi, yirmi yıllık saklama süresinin dolmasını beklemeden hâkim veya mahkemeye başvurarak verilerinin silinmesini isteyebilecektir.

Bu talepte bulunulabilmesi için iki alternatif koşul öngörülmüştür:

  • Kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya
  • Verilerin silinmesini gerektiren haklı bir nedenin bulunması.

Düzenlemeyle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının hangi koşullarda, ne kadar süreyle ve hangi amaçlarla saklanacağı açık kurallara bağlanarak uygulamadaki belirsizliklerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Böylece genetik verilerin gerektiğinde ceza soruşturması ve kovuşturmasında delil olarak kullanılabilmesi sağlanırken, kişisel verilerin korunmasına yönelik saklama süresi, imha ve erken silme güvenceleri de güçlendirilmektedir.

Özellikle yirmi yıllık azami saklama süresi ve ilgili kişiye belirli şartlarda daha erken silme talebinde bulunma hakkı tanınmasıyla, ceza adaletinin maddi gerçeğe ulaşma ihtiyacı ile genetik verilerin korunması arasında daha öngörülebilir bir denge kurulması beklenmektedir.

 

Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, bu tarihten itibaren moleküler genetik inceleme sonuçlarının kaydedilmesi, saklanması, kullanılması, silinmesi ve imhasına ilişkin işlemlerde yeni hükümler uygulanacaktır.

 

Ceza Muhakemeleri Kanunu m. 247/3

(Kaçak Sanık)

Değişiklik öncesinde kaçak sanığın yokluğunda yargılamaya devam edilmesi mümkündü. Bununla birlikte, sanığın daha önce sorgusu yapılmamışsa mahkumiyet kararı, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemiyordu.

Buna karşılık, kaçak sanığın yokluğunda güvenlik tedbirine hükmedilmesini açıkça yasaklayan veya böyle bir karar sonrasında yeniden değerlendirme yapılmasını sağlayan özel bir usul bulunmuyordu.

 

Yeni düzenlemeyle mevcut kurallar korunmuş; güvenlik tedbirine karar verilmesi hâlinde kaçak sanığa veya müdafiine, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep etme hakkı tanınmıştır.

Böylece güvenlik tedbirine sanığın sorgusu yapılmadan karar verilmesi yasaklanmamış, ancak sanığın yokluğunda verilen kararın savunma hakkı kullanılarak yeniden değerlendirilmesini sağlayan özel bir olağanüstü kanun yolu oluşturulmuştur.

Düzenlemeyle, kaçak sanığın yokluğunda güvenlik tedbirine karar verilmesi imkânı korunurken, savunma hakkını kullanmak isteyen sanığa bu kararın yeniden değerlendirilmesini sağlayacak etkili bir hukuki yol tanınmaktadır.

Böylece sanığın sorgusu yapılmadan verilen ve aleyhe sonuç doğuran güvenlik tedbiri kararlarının, sanığın mahkemede bizzat hazır bulunarak savunmasını yapmasının ardından yeniden ele alınması mümkün olacak; bu yolla savunma hakkının ve adil yargılanma güvencelerinin güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, bu tarihten itibaren kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde, sanık veya müdafi savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilecektir.

Ceza Muhakemeleri Kanunu m. 308/1, 4

(Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi)

Değişiklik öncesinde  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yetkisini resen veya istem üzerine kullanabileceği belirtilmesine rağmen;

  • hangi tür ceza dairesi kararlarının itiraza konu olabileceği ayrıntılı biçimde açıklanmıyor,
  • itiraz kapsamı dışında kalan kararlar gösterilmiyor,
  • “istemde” bulunabilecek kişilerin kimler olduğu düzenlenmiyor,
  • sürenin başlangıcı “ilâmın kendisine verilmesi” biçiminde ifade ediliyordu.

 

Yeni düzenlemeyle yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere Yargıtay ceza dairelerinin tüm kararlarının itiraza konu edilebileceği kabul edilmiş, itiraz süresi bir aydan üç aya çıkarılmış ve sürenin başlangıcı dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihe bağlanmıştır. Sanık lehine itirazlarda süre aranmayacağına ilişkin kural ise korunmuştur.

Madde metnine eklenen 4. fıkra ile de sanık, sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı bulunanlar, katılan, katılma isteği henüz karara bağlanmamış olanlar ve katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören kişilerin Başsavcılıktan itiraz yoluna başvurmasını isteyebileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Bununla birlikte bu kişilere doğrudan Ceza Genel Kuruluna başvuru hakkı tanınmamış olup itiraz yetkisi ve bu yetkinin kullanılıp kullanılmayacağına ilişkin takdir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına aittir.

Değişiklikle, Yargıtay ceza dairelerinin daha geniş bir karar grubunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı yoluyla Ceza Genel Kurulunun denetimine taşınabilmesi ve üç aylık süre sayesinde özellikle kapsamlı dosyaların daha sağlıklı incelenebilmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca sanık, katılan ve suçtan zarar gören kişilerin Başsavcılıktan bu yola başvurulmasını açıkça talep edebilmesi, olağanüstü kanun yolu denetimine erişimi kolaylaştıracaktır. Bununla birlikte, doğrudan Ceza Genel Kuruluna başvuru hakkı tanınmadığından, itiraz yolunun işletilip işletilmeyeceğine ilişkin nihai takdir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında kalmaya devam edecektir.

 

Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Ceza Muhakemeleri Kanunu m. 308/1'de yapılan değişiklik, 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilen dosyalar bakımından uygulanacaktır. Bu tarihten önce Başsavcılığa teslim edilmiş olan dosyalarda ise önceki hükümler uygulanmaya devam edecektir.

Ceza Muhakemeleri Kanunu m. 308'e eklenen ve sanık, katılan ile suçtan zarar gören kişilerin Başsavcılıktan itiraz yoluna başvurulmasını istemesine imkan tanıyan dördüncü fıkra bakımından ise özel bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, bu hüküm 31 Temmuz 2026 tarihinden itibaren uygulanacaktır.

 

6. İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Değişiklikleri:

Konu

Mevcut Düzenleme

Yeni Düzenleme

Beklenen Etki Ne Olacak?

Yürürlük 

İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 45/3, 5

(İstinaf)

Değişiklik öncesinde, bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulması veya karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilebilir olması halleri açıkça düzenlenmişti. Buna karşılık, hüküm sonucu doğru olmakla birlikte gerekçenin yanlış veya eksik olması durumunda nasıl karar verileceği açık değildi. Bu nedenle gerekçenin değiştirilmesi, kararın kaldırılması veya istinaf başvurusunun reddedilmesi konusunda uygulama farklılıkları ortaya çıkabiliyordu.

Dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilebileceği haller de sınırlıydı. Buna göre, ilk inceleme üzerine verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması veya davaya görevsiz ya da yetkisiz bir mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış bir hakim tarafından bakılmış olması durumlarında karar kaldırılarak dosya ilgili mahkemeye gönderilebiliyordu. Buna karşılık, dilekçenin reddi gerekirken esasa girilmesi, yanlış hasımla dosyanın tekemmül ettirilmesi, taleplerden biri hakkında karar verilmemesi veya gerekli bilirkişi ve duruşma işlemlerinin yapılmaması gibi usule ilişkin eksiklikler açık bir geri gönderme nedeni olarak öngörülmemişti.

 

Yeni düzenlemeyle, hüküm sonucu hukuka uygun olduğu sürece bölge idare mahkemesinin yanlış veya eksik gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddetmesi kabul edilmiştir.

Ayrıca bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak dosyayı geri gönderebileceği haller genişletilmiş; ilk inceleme kararlarının yanı sıra usule ilişkin diğer nihai kararlar, dilekçenin reddi gerekirken esasa girilmesi, eksik veya yanlış hasımla karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi veya eksik hüküm kurulması, gerekli keşif ya da bilirkişi incelemesinin ve duruşmanın yapılmaması açık geri gönderme nedenleri haline getirilmiştir. Keşif, bilirkişi incelemesi ve duruşma eksiklikleri bakımından bölge idare mahkemesine, eksikliği kendisi gidererek uyuşmazlığı sonuçlandırma yetkisi de tanınmıştır. Fıkrada sayılan haller dışında dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesi açıkça yasaklanarak geri gönderme nedenlerinin sınırlı olduğu kabul edilmiştir.

Yeni düzenlemenin, gereksiz geri göndermeleri azaltarak uyuşmazlıkların bölge idare mahkemelerince daha hızlı ve etkin biçimde sonuçlandırılmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Geri gönderme nedenlerinin açık ve sınırlı şekilde belirlenmesi uygulama birliğini ve öngörülebilirliği artırırken, bazı usul eksikliklerinin doğrudan istinaf aşamasında giderilebilmesi yargılamada zaman kaybını azaltabilir. Böylece geri gönderme istisnai bir usul haline gelirken, uyuşmazlıkların mümkün olduğunca esastan çözümlenmesi amaçlanmaktadır.

 

Düzenleme, 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İstinaf incelemesine ilişkin değişiklikler bakımından özel bir geçiş hükmü bulunmadığı dikkate alındığında, yeni hükümlerin yürürlük tarihinden sonra devam eden istinaf incelemelerine de uygulanabileceği değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, somut dosya bakımından uygulamanın usul hukukunun derhal uygulanması ilkesi ve tamamlanmış usul işlemleri çerçevesinde ele alınması gerekecektir.

 

İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 46

(Temyiz)

 

Değişiklik öncesindeki düzenlemede, bölge idare mahkemelerinin yalnızca maddenin birinci fıkrasında sınırlı olarak sayılan davalar hakkında verdiği kararlar Danıştayda temyiz edilebilmekte, bu kapsam dışında kalan kararlar ise bölge idare mahkemesinin istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırması ve yeni bir esas hükmü kurması halinde dahi kural olarak kesinleşmekteydi.

İptal edilen (c) bendi yalnızca belirli parasal sınırlar arasındaki vergi, tam yargı ve parasal değeri bulunan idari işlem davalarında bölge idare mahkemesi kaldırma üzerine yeniden verdiği kararlar bakımından temyiz imkanı sağlamaktaydı.

Yeni düzenlemeyle, (c) bent yürürlükten kaldırılmış; birinci fıkrada sayılmayan davalarda, bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak uyuşmazlık hakkında yeniden esas yönünde verdiği kararların, tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilmesi genel kural olarak kabul edilmiştir.

Bununla birlikte; tek hakimle görülen davalar, Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun, Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan kaynaklanan davalar ile yalnızca vekalet ücreti veya yargılama giderine ilişkin kararlar temyiz kapsamı dışında bırakılmıştır.

Ayrıca, olağan temyiz sınırının altında kalan parasal uyuşmazlıklarda, bölge idare mahkemesi kararı ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın istinaf kesinlik sınırını aşmaması halinde temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir.

Yeni düzenlemenin, bölge idare mahkemelerinin ilk derece kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurduğu davalarda Danıştay denetimini genişletmesi beklenmektedir. Böylece istinaf aşamasında verilen yeni esas kararlarının daha geniş ölçüde temyiz denetimine tabi tutulması sağlanırken, belirli dava türleri ve parasal sınırlar bakımından getirilen istisnalarla Danıştayın iş yükünün dengelenmesi amaçlanmaktadır.

Düzenleme, 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

7589 sayılı Kanun'un Geçici Madde 1/3 hükmü uyarınca yeni temyiz düzenlemesi, 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanacaktır. Bu tarihten önce bölge idare mahkemelerince verilmiş olan kararlara ise değişiklikten önceki hükümler uygulanmaya devam edecektir.

Uygulanacak hükmün tespitinde belirleyici ölçüt bölge idare mahkemesi kararının verildiği tarihtir; davanın açıldığı tarih, kararın tebliğ edildiği tarih veya temyiz başvurusunda bulunulan tarih bu açıdan belirleyici değildir. Dolayısıyla 31 Temmuz 2026 tarihinden önce bölge idare mahkemesince karara bağlanmış bir dosyada, temyiz başvurusu bu tarihten sonra yapılmış olsa dahi eski hükümler uygulanacaktır.

Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun m. 7

 (Tek Hakimle çözümlenecek davalar)

Değişiklikten önce uyuşmazlık miktarı 25.000 TL’yi aşmayan, konusu belli bir parayı içeren idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tam yargı davaları idare mahkemesi hakimlerinden biri tarafından çözümlenmekteydi. İkinci fıkra kapsamında ise vergi mahkemelerinin görevine giren vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile 6183 sayılı Kanun’un uygulanmasından kaynaklanan ve toplam değeri 25.000 TL’yi aşmayan uyuşmazlıklar tek hakim tarafından görülüyordu. Bu parasal tutarlar her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanmaktaydı.

Buna karşılık, parasal değeri bulunmayan öğrenci işlemleri, kamu görevlilerinin özlük işlemleri, disiplin cezaları ve 2022 sayılı Kanun’dan kaynaklanan uyuşmazlıklar bakımından özel bir tek hakim düzenlemesi bulunmuyordu. Bu nedenle, başka bir özel hüküm bulunmadıkça söz konusu davalar idare mahkemelerince heyet halinde inceleniyordu.

Yeni düzenlemeyle parasal sınır Kanun metninde 25.000 TL’den 486.000 TL’ye çıkarılmış; ayrıca belirli öğrenci işlemleri, kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri, kamu görevlilerine verilen uyarma cezaları, mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engellemeyen meslek kuruluşu disiplin cezaları ile 2022 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan davalar tek hakim kapsamına alınmıştır.

Yeni düzenlemenin, tek hakim tarafından görülebilecek uyuşmazlıkların kapsamını genişleterek özellikle idare mahkemelerindeki heyet iş yükünü azaltması ve yargılamaların daha hızlı sonuçlandırılmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Parasal sınırın yükseltilmesiyle daha fazla mali uyuşmazlık tek hakim usulüne tabi olurken, belirli öğrenci, kamu personeli ve disiplin işlemlerinin de bu kapsama alınmasıyla karar süreçlerinin sadeleştirilmesi ve yargısal kaynakların daha etkin kullanılması amaçlanmaktadır.

Düzenleme, 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, tek hakimle görülecek davalara ilişkin değişiklikler yalnızca yürürlük tarihinden sonra açılan davalar bakımından uygulanacaktır. Bu nedenle, yürürlük tarihinden önce açılmış davalar bakımından değişiklikten önceki görev ve heyet yapısının uygulanmasına devam edilecektir.