Selen İBRAHİMOĞLU GÜREŞ Avukat / Yönetici Ortak
Ömer KÜÇÜKORDU Avukat
[email protected]
29 Ocak 2026
A-
A+
Dijital teknolojilerin gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi, bireylerin çevrimiçi ortamlarda maruz kaldığı riskleri de derinleştirmiş ve özellikle kadınlara yönelik şiddetin yeni biçimlerde yeniden üretilmesine zemin hazırlamıştır. Sosyal medya platformlarından mobil uygulamalara, konum tabanlı hizmetlerden kişisel sağlık verilerini işleyen sistemlere kadar genişleyen dijital ekosistem, şiddet yaratma amacıyla kötü niyetli olarak kullanıldığında şiddetin fiziksel mekânla sınırlı olmadığı; aksine süreklilik, görünmezlik ve anonimlik gibi niteliklerle güçlendiği bir alan yaratmaktadır. Bu dönüşüm, Türkiye’de dijital şiddetle mücadelede yürürlükte bulunan hukuki, kurumsal ve toplumsal mekanizmaların yeterliliğinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Her ne kadar 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (“TCK”) ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (“6284 sayılı Kanun”) bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlayan önemli normatif çerçeveler sunsa da dijital şiddetin giderek çeşitlenen yapısı, bu düzenlemelerin hem kapsam hem de uygulanabilirlik açısından güçlendirilmesini gerektirmektedir. Kadınlara yönelik dijital şiddetin çoğu zaman cinsiyet temelli ayrımcılığın dijital ortama taşınmış bir biçiminden güç aldığı düşünüldüğünde, mevzuatın toplumsal cinsiyete duyarlı bir perspektifle yeniden ele alınması kaçınılmazdır. Veri ihlallerinden dijital takip uygulamalarına, deepfake içeriklerden çevrimiçi nefret söylemine kadar uzanan geniş bir yelpazede ortaya çıkan eylemler, yalnızca kişisel verilerin korunması veya mahremiyet ihlali meselesi olmaktan çıkmış; kadınların fiziksel bütünlüğünü ve yaşam hakkını etkileyen çok boyutlu bir şiddet riskine dönüşmüştür.
Bu bağlamda, dijital şiddetle etkili mücadele yalnızca yasal düzenlemelerin güncellenmesiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda kamu kurumlarının koordinasyon kapasitesinin artırılması, platform sorumluluğunun güçlendirilmesi ve toplumun dijital güvenlik farkındalığının yükseltilmesi gibi çok yönlü reform alanlarını da içermektedir. Özellikle kadınların dijital ortamda güvenli bir biçimde var olabilmesi için hem bireysel yetkinliklerin hem de kurumsal koruma mekanizmalarının eş zamanlı olarak geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu bölümde, Türkiye’de dijital şiddetle mücadeleye ilişkin reform ihtiyacı hukuki, kurumsal ve toplumsal boyutlarıyla incelenmekte; KVKK’nın toplumsal cinsiyete duyarlı uygulanmasından TCK’da dijital şiddete özgü suç tiplerinin oluşturulmasına, 6284 sayılı Kanun’un dijital bağlamda güçlendirilmesinden toplumsal farkındalık ve dijital okuryazarlığın geliştirilmesine kadar uzanan kapsamlı bir değerlendirme sunulmaktadır. Amaç, dijital şiddetin önlenmesi ve mağdurların etkin şekilde korunabilmesi için bütüncül bir politika yaklaşımının gerekliliğini ortaya koymaktır.
Kadınların dijital şiddete maruz kalma biçimleri, hem niteliği hem de sonuçları bakımından erkeklerden önemli ölçüde farklılık göstermekte; çoğu durumda dijital ortamda gerçekleşen bir ihlal, fiziksel şiddet riskini doğrudan artıran bir mekanizmaya dönüşmektedir. Bu nedenle KVKK’nın uygulanması ve yorumlanması sürecinde toplumsal cinsiyete duyarlı bir perspektifin kurumsallaştırılması, yalnızca hak temelli bir yaklaşımın gereği değil, aynı zamanda yaşam hakkının korunması açısından hukuki bir zorunluluktur.
Kadınların dijital ortamlarda paylaştığı konum bilgileri, ilişki geçmişine dair veriler, özel nitelikli sağlık bilgileri ve biyometrik veriler gibi hassas veri kategorileri, kötü niyetli kişiler tarafından istismar edildiğinde, kadınların hem çevrimiçi hem çevrimdışı alanlarda daha yüksek bir şiddet tehdidiyle karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır. Bu kapsamda kişisel veri ihlallerinin kadınlar bakımından doğurabileceği fiziksel risklerin açıkça tanınması ve veri sorumlularının bu çerçevede “özen yükümlülüğü”nü daha ağırlaştırılmış bir standartla yerine getirmesi gerekmektedir.
Özellikle veri ihlal bildirimlerinin zamanlaması, dijital şiddetle mücadelede kritik bir unsur hâline gelmektedir. Veri sorumlularının, ihlalin tespit edildiği anda mağdur kadınlara gecikmeksizin bildirimde bulunması, muhtemel takip, tehdit, şantaj veya fiziksel saldırı risklerinin bertaraf edilmesini sağlayabilir. Bu noktada KVKK kapsamında düzenlenen ihlal bildirim mekanizmalarının, kadınlara yönelik şiddet riskini önceleyen bir duyarlılık çerçevesinde yeniden yapılandırılması; bildirim süreçlerinde risk skorlaması, acil uyarı sistemleri ve kolluk birimleriyle koordinasyon gibi yöntemlerin entegrasyonu önem taşımaktadır.
Buna ek olarak dijital ekosistemin belirli alanları —flört uygulamaları, sosyal medya platformları, kadın sağlığı ve menstruasyon takibi gibi mobil uygulamalar— kadınlara özgü veri işleme risklerinin yoğunlaştığı ortamlardır. Söz konusu platformların algoritmik yapılarının, kullanıcı verilerini toplama ve işleme biçimlerinin, kadınların konum, ilişki durumu, sağlık bilgisi gibi hassas verileri üzerinden öngörülebilir riskler yaratabildiği görülmektedir. Bu nedenle veri sorumlularına, kadın kullanıcılara yönelik zorunlu risk analizleri, periyodik denetimler ve kadınlara ilişkin veri işleme faaliyetlerine ile ilgili daha fazla şeffaflık sağlamaları yönündeyükümlülükleri getirilmesi değerlendrilebilir. Bu tür risk analizlerinin yalnızca hukuki uyum belgesi niteliğinde değil, platform tasarımını ve güvenlik mimarisini yönlendiren bağlayıcı bir mekanizma haline getirilmesi önemlidir.
Ayrıca 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma kararı bulunan kadınların kişisel verileri, dijital şiddet bakımından en kritik veri kategorilerinden birini oluşturmaktadır. Bu kişilerin adres, iletişim bilgisi, konum, kimlik ve aile bireylerine ilişkin verilerin herhangi bir şekilde sızdırılması, yalnızca mahremiyet ihlali değil; doğrudan yaşam hakkını tehdit eden bir eyleme dönüşebilmektedir. Bu nedenle koruma altındaki kadınlara ilişkin veri işleme süreçlerinin, standart veri güvenliği önlemlerinin ötesine geçen özel güvenlik protokolleri ile korunması şarttır. Bu protokoller; veri erişim kayıtlarının sıkılaştırılması, çok faktörlü doğrulama, erişimin yalnızca sınırlı personelle sınırlandırılması, düzenli sızma testleri, veri minimizasyonu ve anonimleştirme gibi teknik ve idari tedbirleri içermeli; kamu kurumlarının ve hizmet sağlayıcılarının yükümlülüklerine ilişkin açık bir düzenleme çerçevesine kavuşturulmalıdır.
Türk Ceza Kanunu’nda dijital şiddetle ilgili mevcut düzenlemeler, özellikle bilişim sistemlerine yönelik suçlar, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi ve yayılması ile özel hayatın gizliliğini koruyan hükümler üzerinden kısmi bir uygulama alanı bulsa da dijital şiddetin hızla gelişen ve çeşitlenen yapısını tam anlamıyla karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Dijital teknolojilerin sunduğu yeni araçlar, suçun işleniş biçimlerinin geleneksel suç tanımlamalarıyla belirlenmesi güç olan bir noktaya taşımış; özellikle kadınlara yönelik dijital şiddet, mevcut düzenlemelerin öngörmediği karmaşık senaryolarda ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu nedenle ceza hukuku sisteminin dijital şiddetin kendine özgü dinamiklerini dikkate alan özel suç tipleriyle güncellenmesi hem normatif netlik hem de uygulama birliği açısından zorunlu hâle gelmiştir.
Bu kapsamda deepfake teknolojileri, kadınların yüz veya beden görüntülerinin rızaları dışında manipüle edilerek pornografik içeriklere yerleştirilmesi, itibar zedeleyici materyaller üretilmesi veya şantaj aracı olarak kullanılması gibi ağır sonuçlara yol açabilmektedir. Mevcut mevzuatta bu tür eylemler kısmen “özel hayatın gizliliğinin ihlali”, “tehdit”, “hakaret” veya “kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi” gibi maddelerle ilişkilendirilebilse de teknolojinin özgün niteliği nedeniyle çoğu durumda yaptırımın kapsamı ve uygunluk değerlendirmesi belirsiz kalmaktadır. Bu nedenle deepfake üretimi ve yayılması ceza kanununda açıkça tanımlanmış, kadınlara karşı işlendiğinde nitelikli hâl sayılabilecek özel bir suç tipi olarak düzenlenmelidir.
Benzer şekilde, takip ve gözetim amacıyla üretilen casus yazılımlar, konum bilgisi takibi yapan uygulamalar ve cihazlara gizlice yüklenen gözetim araçları dijital şiddetin en tehlikeli biçimlerinden biridir. Bu tür yazılımların fail tarafından partneri kontrol etmek, gözetlemek, tehdit etmek veya taciz etmek amacıyla kullanılması, özellikle flört şiddeti ve ısrarlı takip vakalarında yaygınlaşmıştır. Mevcut kanunlar bu fiilleri doğrudan karşılamadığından, kanunlara aykırı bir şekilde dijital takip yazılımlarının üretilmesi, satılması, dağıtılması ve kullanılması için bağımsız bir suç tipinin oluşturulması, mağdurun rızasının bulunmadığı durumlarda ağır yaptırımlar öngörülmesi ve kadınlara karşı işlendiğinde cezayı artıran hükümler getirilmesi önem arz etmektedir.
Ayrıca kamu kurumları veya özel kuruluşların veri tabanlarına hukuka aykırı erişim sağlanarak kadınların adres, telefon, aile bilgileri veya kimlik bilgilerine ulaşılması, yalnızca bir siber güvenlik ihlali değil; doğrudan fiziksel şiddete zemin hazırlayan bir eylemdir. Kadınların konumu veya kişisel bilgilerinin fail tarafından elde edilmesi çoğu zaman tehdit, şantaj, zorla takip veya saldırıya dönüşen olayların ilk aşamasını oluşturmaktadır. Bu nedenle kadınların kişisel verilerinin hedef alınarak elde edilmesini, dijital şiddetin bir aşaması olarak tanımlayan, özel ve ağırlaştırılmış ceza hükümleri içeren bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.
6284 sayılı Kanun, temel amacı kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi ve mağdurların korunması olan kapsamlı bir düzenleme olmakla birlikte, dijital şiddetin artan çeşitliliği karşısında mevcut hükümlerinin uygulama alanı zaman zaman belirsizleşebilmekte ve hâkimlerin takdir yetkisinin sınırları farklı uygulamalara yol açabilmektedir. Kanunun ağırlıklı olarak fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet biçimlerini temel alarak tasarlanmış olması, dijital şiddetin özgül dinamiklerinin uygulamada yeterince karşılık bulamamasına neden olmaktadır. Bu nedenle 6284’ün dijital şiddet bağlamında güçlendirilmesi, yalnızca mevzuatın genişletilmesi değil, aynı zamanda uygulamaya yönelik standartların geliştirilmesini de gerektirmektedir.
Öncelikle dijital taciz, ısrarlı dijital takip (cyberstalking), dijital yolla tehdit ve iletişim yoluyla rahatsız etme gibi eylemler için hâkimlerin hızlı ve etkin bir şekilde uygulayabileceği özel tedbir karar mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bu tür vakalarda mağdurun maruz kaldığı riskin zamanla arttığı düşünüldüğünde, klasik tedbir kararları çoğu zaman yetersiz kalmakta; failin iletişim kanallarını engellemek, dijital hesaplara veya cihazlara müdahale etmek gibi daha teknolojik nitelikte tedbirlerin devreye sokulması gerekmektedir. Bu nedenle dijital ortamda iletişimin sınırlandırılmasına veya tamamen engellenmesine ilişkin tedbir türlerinin kanunda açık ve bağlayıcı biçimde tanımlanması, uygulamada yaşanan farklılıkları ortadan kaldıracaktır.
6284 sayılı Kanun’un güçlendirilmesi gereken bir diğer alan, koruma altındaki kadınların kişisel verilerinin kamusal erişimden korunmasıdır. E-Devlet, MERNİS, sosyal yardım sistemleri, sağlık verileri ve benzeri kamu portalları üzerinden sızdırılan bilgiler, kadınların fiziksel takibe ve saldırıya açık hâle gelmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle koruma kararı bulunan kadınlara ilişkin veri işleme süreçleri için özel güvenlik katmanları oluşturulmalı; veri erişimi daha sınırlı bir memur grubuna tahsis edilmeli; her erişim kaydı izlenebilir ve denetlenebilir hâle getirilmelidir. Böyle bir düzenleme, veri temelli dijital şiddetin önlenmesinde kritik bir bariyer oluşturacaktır.
Dijital şiddetin çoğu zaman fiziksel şiddetin ön aşaması olduğu gerçeğinden hareketle, elektronik kelepçe uygulamalarının yaygınlaştırılması da önem taşımaktadır. Özellikle ısrarlı takip ve dijital tacizle başlayan süreçlerin fiziksel zarar verme girişimlerine evrildiği çok sayıda vaka bulunmaktadır. Bu nedenle elektronik kelepçe yalnızca fiziksel yaklaşmayı engelleyen bir mekanizma değil, aynı zamanda failin dijital taciz davranışlarının tespitinde yardımcı bir izleme aracı olarak da değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, dijital taciz ile fiziksel tehdit arasındaki ilişkinin bütünsel bir risk analiziyle ele alınmasını gerektirir.
Dijital şiddetin önemli bir bölümü, kullanıcıların temel güvenlik önlemlerine ilişkin bilgi eksikliğinden kaynaklanmakta; özellikle kadınlar, dijital ortamlardaki görünürlükleri nedeniyle sistematik risklere daha açık hâle gelmektedir. Bu nedenle kadınlara yönelik dijital okuryazarlık programlarının yaygınlaştırılması, korunma mekanizmalarının yalnızca hukuki değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal düzeyde güçlendirilmesi açısından kritik önemdedir. Bu programların içerikleri, klasik bilgisayar kullanım eğitimlerinin ötesine geçerek parola yönetimi, güçlü şifre oluşturma, parola yöneticilerinin kullanımı, iki faktörlü doğrulama teknikleri, kimlik avı (phishing) ve sosyal mühendislik saldırıları gibi tehdit türlerine karşı farkındalık, konum servislerinin güvenli kullanımı, çevrim içi paylaşımlarda metadata kontrolü, bulut depolama güvenliği ve sosyal medya gizlilik ayarlarının etkin yönetimi gibi bileşenleri içermelidir.
Ayrıca dijital okuryazarlık programlarının yalnızca bireysel kullanıcılara değil, öğretmenlere, sosyal hizmet uzmanlarına, kolluk birimlerine, yerel yönetimlere ve kadın örgütlerine yönelik özel modüller içermesi, bu bilginin yaygınlaştırılmasını kolaylaştıracaktır. Eğitimlerin sürekliliğini sağlamak için çevrimiçi öğrenme platformlarına entegre edilmiş, güncel dijital tehditlere göre düzenli olarak yenilenen interaktif materyaller geliştirilmelidir. Bu tür programlar, kadınların dijital ortamlarda bilinçli ve güvenli bir şekilde varlık gösterebilmelerini sağlayarak dijital şiddetin doğmadan engellenmesine katkı sunacaktır.
Toplumun geniş bir kesiminde dijital şiddetin hâlâ “gerçek dışı”, “sanaldan ibaret” veya fiziksel şiddet kadar tehlikeli olmayan bir eylem olarak algılanması, hem mağdurların destek arama davranışlarını geciktirmekte hem de failin cezalandırılabilirliğine ilişkin toplumsal farkındalığı zayıflatmaktadır. Bu nedenle kapsamlı medya ve eğitim kampanyalarının hayata geçirilmesi, dijital şiddetin görünürlüğünün artırılması ve kamuoyunda davranış dönüşümünün sağlanması için stratejik bir gerekliliktir.
Bu kampanyalar; televizyon, radyo, sosyal medya platformları, toplu taşıma ekranları ve yerel medya organlarında yayınlanan kamu spotları aracılığıyla dijital şiddetin tanımını, etkilerini ve başvuru mekanizmalarını geniş kitlelere ulaştırmalıdır. Üniversiteler ve ortaöğretim kurumları için hazırlanan ders içeriklerine dijital güvenlik ve dijital şiddet konularının dahil edilmesi, gençlerin önleyici farkındalık kazanmasını sağlayacaktır. Ayrıca medya kuruluşları için etik yayıncılık rehberleri, dijital şiddet mağdurlarının ifşa edilmemesi, mağdur suçlayıcı söylemlerden kaçınılması ve cinsiyetçi içeriklerin sınırlandırılması yönünde önemli bir düzenleyici araçtır.
Kampanyaların etkili olabilmesi için özellikle erkeklere yönelik farkındalık programlarının da tasarlanması gerekmektedir. Dijital şiddetin yalnızca kadınların değil, toplumun tümünün sorumluluğu olduğu mesajının güçlendirilmesi; erkekleri kapsayan, dönüşüm hedefli iletişim stratejilerinin geliştirilmesi toplumsal zihniyet dönüşümünü hızlandıracaktır.
Kadınların dijital ortamlarda sistematik olarak maruz kaldığı nefret söylemi, cinsiyetçi hakaretler, taciz, tehdit ve itibar saldırıları, yalnızca bireysel bir güvenlik sorunu değil; kadınların dijital kamusal alandan dışlanmasına neden olan yapısal bir eşitsizlik biçimidir. Dijital alan, özellikle kadın gazeteci, siyasetçi, akademisyen, aktivist ve içerik üreticiler için şiddetin süreklilik kazandığı bir kamusal saldırı alanına dönüşebilmektedir. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yalnızca fiziksel ve ekonomik alanları değil, dijital kamusal alanı da kapsayacak şekilde yeniden tanımlanması zorunludur.
Bu kapsamda sosyal medya platformlarının kadınlara yönelik şiddet ve nefret içeriklerine karşı daha etkin ve bağlayıcı moderasyon mekanizmaları geliştirmesi, şikâyetlerin hızla değerlendirilmesi ve platform içi yaptırımların netleştirilmesi sağlanmalıdır. Ulusal ölçekte ise, platformların içerik kaldırma süreçlerine ilişkin şeffaflık raporları sunması ve kadınlara yönelik dijital şiddetle ilgili özel denetimler yapılması teşvik edilebilir.
Ayrıca kadın gazeteci, siyasetçi ve aktivistlerin hedeflendiği saldırıların çoğu organize, sistematik ve politik nitelik taşıdığından, bu gruplara yönelik özel koruma protokolleri hazırlanması gerekmektedir. Bu protokoller, dijital güvenlik danışmanlığı, hızlı yanıt ekipleri, platformlarla koordinasyon mekanizmaları ve hukuki destek hatları gibi unsurları içerebilir.
Bu düzenlemeler, kadınların dijital kamusal alandaki görünürlüğünü korumanın ötesinde, demokratik katılımın cinsiyet eşitliği temelinde güçlendirilmesini sağlayacak; kadınların korku, tehdit veya taciz baskısı altında olmadan dijital alanda ifade özgürlüğünü kullanabilmesine imkân tanıyacaktır.
KVKK, TCK ve 6284 sayılı Kanun’un dijital şiddet perspektifiyle yeniden yorumlanması ve güçlendirilmesi, reform ihtiyacının hukuki boyutunu oluşturmaktadır. KVKK’nın toplumsal cinsiyete duyarlı uygulanması, kadınlara özgü veri güvenliği risklerinin açıkça tanınması ve koruma altındaki kadınlarla ilgili özel güvenlik protokollerinin oluşturulması, dijital şiddetin önlenmesinde temel bir koruyucu bariyer işlevi görmektedir. Ceza hukuku alanında ise deepfake, dijital takip yazılımları ve kişisel verilere yönelik cinsiyet temelli saldırılar gibi yeni suç tiplerinin açık şekilde tanımlanması hem caydırıcılığın güçlendirilmesi hem de uygulamada yaşanan belirsizliklerin giderilmesi bakımından zorunludur. 6284 sayılı Kanun’un dijital şiddet vakalarına uygulanabilirliğini artıracak tedbir modellerinin geliştirilmesi ise, dijital taciz ve dijital takip gibi eylemlerin fiziksel şiddete dönüşme olasılığını azaltmada kritik bir role sahiptir.
Ancak dijital şiddetle etkin mücadele yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlanamaz. Toplumsal farkındalık, dijital güvenlik kültürünün yaygınlaştırılması ve platform sorumluluğunun artırılması, bütüncül bir mücadelenin vazgeçilmez bileşenleridir. Kadınlara yönelik dijital okuryazarlık programlarının yaygınlaştırılması, medya ve eğitim kampanyalarının dijital şiddeti görünür kılması ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının dijital alanı da kapsayacak şekilde genişletilmesi, kadınların çevrimiçi alanda güvenli ve özgür bir biçimde var olabilmesi açısından hayati önemdedir. Dijital kamusal alanın kadınlar için güvenli kılınması, yalnızca bireysel hakların korunması değil, aynı zamanda demokratik toplum düzeninin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.
Yayınlara dön